Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::.
Alt 26-08-2009   #1 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
17 Ağustos 1999 Gölcük Depremine farklı bir bakış

Sahur vaktinin gelmesini beklerken İnternette bulduğum bir raporu sizlerle paylaşmak istedim. Milletçe yüreğimizi sızlatan Gölcük depreminin sebeb ve sonuçları üzerine farklı bir bakış ve yorum getirmekte. İlginizi çekeceğini umuyorum.
----------------------------------------------------------------------------------------------------

17 Ağustos 1999 Gölcük Depremine farklı bir bakış
(Sosyal ve siyasal çözülmenin işaret fişeği Deprem’e farklı bir bakış)

"Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz.”
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post237497

ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi
"Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta



E(r)= (Ip/2π)*(4L/r3)*(Cos Ø)


Yukarıdaki denklem; fay hatlarını harekete geçirebilecek kadar güç üretebilen MHD jeneratörlerinin yarattığı elektrik alanını ifade eder. Bu yazıyı okumayı bitirdiğinizde; çok daha fazlasını ifade edecek.



Raporun Özeti

Büyük felaketler büyük çözülme süreçlerinin işaret fişeğidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermeni depremi felaketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaşanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaşanan devletin çözülme sürecinin işaret fişeği ise; 17 Ağustos 1999 Gölcük depremidir.

Toplumun gözü önünde devlet ordusundan politikacına bütün mekanizmaları ile küçük düşürülürken; sivil toplum örgütlerinin gücü kutsanmıştır. Deprem sonrasında; çöken bir ekonomi için itici güç olması gereken inşaat sektörü ise; "katil müteahhitler" imajı ile inşa edilen bir meşrutiyet zemini üzerinden altı ay süre ile durdurulmuş ve bu sürede Türkiye'nin yaşayacağı derin ekonomik krizlerin temeli atılmıştır.

Bu rapor; 17 Ağustos depremi ile daha önce duymadığınız, duyamadığınız veya duymuş olsanız bile medyanın "mantık perdelemesi" sayesinde algılayamadığınız bazı ayrıntıları biraraya getirerek; "Deprem Dosyası'nın "toplumsal hezeyan", "zemin etüdü/rant ilişkisi" ve "duyarsız devlet/duyarsız toplum" perspektifinde farklı bir boyutta açmakta ve şu kritik iddiayı ortaya koymaktadır :


17 Ağustos Depremi'nin doğal olmayan yollarla gerçekleşmiş olma ihtimali; incelenmeye değecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin elinde; diğer devletlerin elinde "tektonik silah" teknolojisinin bulunduğuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" gerçekleştirildiği bilinmesine rağmen konunun üstü kapatılmıştır.

Bu rapor; depremin 4. yıldönümünde, duymaktan sıkıldığınız perspektifin ötesinde bir perspektifle konuyu daha önce duymadığınız veriler ve unsurlarla destekleyerek yeniden gündeme getirmeyi hedeflemektedir.

Başına geçirilen çuvalın hesabını soramayanların; olası bir deprem saldırısına karşılık verebileceğini düşünecek kadar saf beklentilere sahip olmak ise tamamen bizim kusurumuzdur; okuyucularımızdan özür dileriz.


Dört Yaz Önce Neler Olduğundan Emin Olma Gereği


17 Ağustos 2001'de; yani onbinlerce canımızı alan depremin ikinci yıldönümünde, ABD Büyükelçiliği'nin fakslarına yurdun dört bir yanından yüzlerce fax geldi. Faxın üzerinde; o sıralarda popüler olan bir ABD filminin ismine atfen sadece şu sözler yazılı idi :



"We Know What You Did Two Summers Ago"

Bir grup üniversiteli öğrencinin, geçen yaz işledikleri ve üstünü örttüklerini zannettikleri bir cinayetin, gizli bir el tarafından tekrar önlerine getirilmesini konu alan "We Know What You Did Last Summer" filmine gönderme yapan bu mesajın kaynağının neresi olduğunu ABD Büyükelçiliği'nin bulmaya çalıştığını ama bulamadığını biliyoruz. Neticede karşısına Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki faks ofisleri çıktı ve bir kaç birim nezdinde yaptığı sondaj; "bilmiyoruz, bizim alakamız yok" cevabı ile karşılaştı.

Bu küçük ama etkili eylem tabiki medyada yeralmadı; alması da istenmiyordu. Amaç; bir zanlının yüzüne hiç beklenmediği anda "senin suçlu olduğunu biliyoruz" dediği anda verdiği tepkilere bakarak, gerçekten suçlu olup olmadığını test etmeye yönelik bir psikolojik test yapmaktı. ABD'lilerin bu testten geçip geçmediklerini öğrenemedik; öğrendiğimiz, eylem sonrası yaptıkları sondajın CIA kadrolarından beklenmeyecek kadar amatör düzeyde olduğu idi.

İşte bu eylemden iki; depremden ise dört sene sonra; "Deprem Dosyası"'nın kapağının yeniden aralandığına dair sesler geliyor.

Birilerinin önüne "yazmaları için" yeniden "sarı zarflar içinde kapsamlı ve odaklı literatür tarama çalışmaları" konuyor.

Geçenlerde bunlardan bir tanesi bizim de önümüze geldi. Sağolsunlar; bizi de unutmamışlar.

Kendilerine; dosyada sundukları bilgilerin çoğunun zaten bizim tarafından üç sene önce yine benzer bir zarf içinde ilgili birimlere sunulduğunu; hatta o zarfta bulunmayan bilgilerin bizde olduğunu söyledik ve şu soruyu sorduk : "O gün bu dosya ile ilgilenmeyip; daha doğrusu ilgilenip gibi yapıp klasör sektörüne katkı yapanların ne oldu da aklı başına geldi?". Sorumuza net bir cevap alamadık.

Böyle bir durumda; AÇIK İSTİHBARAT olarak "Deprem Dosyası"'nı bir de biz aralayalım ve günışığına çıkmamış hususları dikkatinize sunalım dedik .

Konuyu aşağıdaki başlıklar altında kategorilendirmenin; 17 Ağustos depremini bir "magazin" ve "toplumsal paranoya" haline getiren dezenformatif güçlerin elinden "komplo teorisi" silahını almak için yararlı olacağını düşünüyoruz.


a) Bilinmeyenler - Veriler ve Sorular
b) Bilimsel Gerçekler - Tesla; MagnetoHydroDynamics ve Tektonik Silah Gerçeği
c) Tetikçisi Belirsiz; Tetiklediği Belirli (17 Ağustosun diğer depremlerle benzerliği)
d) Tektonik Silahın varlığına dair ek kanıtlar
f) AÇIK İSTİHBARAT olarak tezimiz


Bunları biliyor muydunuz?
Depremle ilgili o kadar yazıldı, çizildi ve Internet'te bu konu ile ilgili o kadar yazı dolaştı ki;deprem öncesinde, sırasında ve sonrasın da artık bir çok bilgiyi, okuyucuların bir şekilde duyduğunu varsayıyoruz. Aşağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaşası içinde gözlerden kaçan veya üzerine yeteri kadar odaklanmayan ve en önemlisi önümüzdeki bilmeceyi çözmede kritik olduğunu bildiğimiz bilgileri ve soruları dikkatinize sunuyoruz :
  • Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.
    • Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin "doğal" olduğu tezi ilk başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek : Physical Review; Volume 65, "Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation"). Halkın yanıltıldığı nokta; bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölümde okuyabilirsiniz.
  • Sözkonusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu.Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkar etme noktasına geldi.
  • Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.

  • Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler.
    • Bu gözlem; "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla'nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldürücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsunuz daha bir anlam kazanır.
  • Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yeraldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Halbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmaya çalışan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi.
o Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlendirdi?




· Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar :
    • Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?
    • Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dahilinde miydi?
    • Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?
      • Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir? (MHD Jeneratörünün ne olduğunu merak edenler; Bilimsel Temeller başlıklı maddeyi okuyabilirler)
  • O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilimadamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silahların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.
    • İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?
  • Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrail'li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut?
  • Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi?.
    • "Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı?
  • Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı?
  • Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yeralmıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni var mı?
Bilimsel Gerçekler

Depremin hemen sonrasında; "kontrol dışı teorileri" kontrol altına almak için bir "mantık perdelemesine" gidildi ve tabi bu operasyonun tarafları bir yanda "bilim adına" konuşan "profesörler"; diğer tarafta "saçmalayan" komplo teorisyenleri olarak belirlendi. Sonuç belliydi.

Bu noktada sizlere cep telefonlarının ilk çıktığı dönemlerdeki tartışmaları hatırlatırız. Tansu Çiller'i örtülü ödenek üzerinden dolandırdığı iddia edilen Selçuk Parsadan'ın yerinin cep telefonu üzerinden tespit edilmesinin ardından kamuoyunda "cep telefonları dinlenebilir mi?" tartışması yaşanmıştı ve bu konuda "uzmanlar" panel üzerine panel düzenlemeye başlamışlardı.

Bu uzmanlar arasında Zeynel Abidin Erdem gibi Türkiye'de cep telefonu pazarının öncülerinden bir isimde vardı ve kendisi çıktığı panellerde "cep telefonlarının asla dinlenemeyeceği" yolunda "garanti" veriyordu. Teknolojiden biraz anlayan herkes, bu "garanti"nin ne kadar saçma olduğunun farkına varsa da; "zıplayan frekanslar yüzünden mümkün değil" gibi olayı derinlemesine kavramayan her zihne mantıklı gelen açıklamalarla toplum bir süre uyutuldu. Bugün geldiğimiz noktada; cep telefonlarının dinlenmekle kalmayıp, istenildiği zaman patlatılabildiğini bile biliyoruz ve en acısı; bu izleme teknolojisini yadırgamıyor ve kabullenmiş durumdayız.

Deprem üzerine tartışmalar da; benzer bir seyir izledi ama tabi olayın hassasiyeti nedeniyle; "deprem silahı" teknolojisinin varlığı henüz kamuoyunun önüne serilmiş değil.

Bu noktada sözkonusu teknolojinin ismini ve öncüsünü ayrıntılı olarak koymamız gerekiyor :

Magnetohydrodynamics, Teleforce, Telegeodynamics ve Tesla bu doğrultuda bilmemiz gereken başlangıç kavramları.

1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilimadamı Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilimadamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu.
(Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlardan üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan J.P. Morgan'ın hoşuna gitmedi ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına sağladığı finansmanı kesti)

Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkca göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir.

Merak edenler bu dahi bilimadamı hakkında daha fazla bilgiyi çeşitli kaynaklardan edinebilirler.

Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması.

1934 yılında New York gazeteleri 78. yaşgününde Tesla'nın; kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yokedebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doğumgününde, gazeteler bu sefer bilimadamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollu depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu.

Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş 1900''lerin başında ABD Basınında yeralmaya başlamıştı bile.

Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar.

Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD.

Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha
verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük.

Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle :


"MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler"

Araştırmanın katılımcıları;

Moskova Yüksek Yoğunluklu Enerji Araştırma Merkezi
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=237497
NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow
Shizuoka Institute of Science and Technology; Fukuoaka/ Japonya
Textron Systems / ABD
University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü

Araştırma; MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde.
Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkilli deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi" gibi başlıklara kadar bir çok ilginç alt başlığa sahip.
Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilimadamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı.

Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilimadamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor.


Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetikledikleri Belli Depremler
7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "Yer Küre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş(kaza ile veya kasten) depremler" idi.

Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diğer bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginç özellikler arzediyor. İlginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin kendilerinin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleri.

Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim.


1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının Düşündürdükleri :
  • 1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti
  • 1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaşta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgarları esmeye başladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşti.İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşüldü.
  • Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başladı
  • 1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (ikiyüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı.
  • 28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi.
  • Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğru mavi bir şimşek olarak çakmasına müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarımküre şeklinde bir ışıma belirdi.Yarımküre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düğmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi.
  • 8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara; radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi : "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi.
  • 17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.
  • 7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübün'de düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi : "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık mevcut ya da birileri yerkabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir"
  • 1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine soktu.
  • Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inşa ettiği yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuştu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmişti.
Yukarıda temel hatları ile vermeye çalıştığımız olaylar dizisi Kobe depremini öncesi ve sonrası ile ele almaktadır.

1988 Ermenistan Depremi ve düşündürdükleri



Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak şehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediğimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz :
  • Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan'a ; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını korumaya aldılar.
  • Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar : "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi"
    • Deprem bölgesine iki saat önce ulaşan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri ne zaman söylenmişti acaba?
  • Diğer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" duyurdu.
    • Türk kamuoyuna böyle bir yalan söylenme bile gereği duyulmadı. "Deprem dede" bu anlamda görevini fazlası ile yaptı.
  • Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek değil; iki ayrı sarsıntı yaşandı. Gölcük depremini yaşayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha şiddetli bir sarsıntının gerçekleştiğini gördüler.
  • Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi?
  • Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komunist Parti kongresinde, bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın savunma bakanı Marshhal Yazov arasında şu konuşma geçti :
    • Ermeni Delege : Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felaket alanına ne zaman geldiniz; PATLAMADAN önce mi, sonra mı?
    • Yazov : PATLAMADAN iki saat sonra
    • PATLAMA'yı kabul ettiğini farkeden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; Depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor.
    • Ermeni Delege : Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl başardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer
    • Bu noktada konuşmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov; Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi.
  • Başta da belirttiğimiz gibi büyük çözülme süreçlerinin işaretidir; büyük felaketler. Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüşünün ikinci işaret fişeği idi. Sovyetlerin çözülüşü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat; Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin başlattığı Karabağ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek; Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu.
Papua Yeni Gine'deki Tisunami'den ilginç bir ayrıntı

17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve onbinlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felaketinden kurtulanlar; üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylediler.

Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felaket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Balıkçılarımızın ağlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getiremediler.


Deprem Silahı Teknolojisine Dair Ek Kanıtlar
Deprem sonrası yaşanan tartışmalarda; depremin doğal olmayan sebeplerden olabileceğini söyleyen herkes "komplo teorisi" çamuru ile bulandı ve medya bu kişileri bir grup kaçkın olarak göstermeyi başardı. Bu konularda Aydoğan Vatandaş gibi bir kaç yazar dışında kalem oynatıp, fikir yürüten olmadı ve konu "kontrolsuz teorileri" saha dışına çıkarmaya yarayan "komplo teorisi" silahı ile bertaraf edildi.

O günlerde "deprem silahı" ve "tektonik silah" gibi kavramlara gülünüyordu.

Halbuki depremden hemen sonra, ABD Savunma Bakanı Cohen'in 1997 Nisan ayında; ABD'nin Georgia Üniversitesi'nde "Terörizm, Kitlesel İmha Silahları ve ABD Stratejisi" başlıklı konferansta yaptığı açış konuşması çok açık olarak deprem silahı gerçeğini itiraf ediyordu. (Bkz. Raporun girişinde Cohen'in konuşmasından yapılan alıntı)

Resmi yetkililerin de bilgisine sunulan bu açık kanıt tozlu raflara konuldu ve "deprem silahından" söz edenleri komplocu olmakla suçlayan basın nedense ABD Savunma Bakanı'nın ağzından yapılan bu resmi itirafı hiç görmedi.


Günümüze geldiğinizde; yukarıda "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında açıkladığımız bilimsel temellerin ve gerçeklerin ötesinde tektonik silahların varlığını kanıtlayan bir çok örneğe sahibiz. İşte birkaçı :
  • Rusya'daki Moscow News gazetesi 1996 Aralık ayından yayınladığı bir haberde; Rusya'nın tektonik silah geliştirmek yolunda bir araştırma programı yürüttüğünü ve "Mercury" ve "Volcano" başlıklı bu programların 1987 yılında başlayıp, 1992 yılında sonlandırıldığını yazdı
  • ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı şunu öngörmektedir :
    • Uzayın işbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması ve ABD'nin uzaya silah platformları yerleştirilmesinin önlenmesi ve aşağıdaki silah sistemlerinin yasaklanmasına yönelik harekete geçmesi
      • Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları
      • Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails)
      • Yüksek irtifa çok düşük frekans silahları
      • Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar
      • Lazer silah sistemleri
      • Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silahlar
        (Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)
  • International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin başlığı ve açıklaması
    • Başlık : Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik Değişim Yaratma
    • Açıklama : MHD jeneratörlerinin (MHD jeneratörü ile neyi kastettiğimizi anlamak için "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölüme bakınız) silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkilli bir MHD savunması kurulduğu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür.
Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze;uçak) içinde geçtiği takdirde düşmesine yolaçacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleştirdiğinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düşündüğümüz çok ötesinde bir tehdit içerdiğini söylememize gerek var mı bilmiyoruz.

İçindeki özel kuvvet askerleri ile birlikte uçan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduğunu; duymayacağını, duysada hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiğimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı.


AÇIK İSTİHBARAT olarak tezimiz

Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doğru ve sağlıklı şekilde dile getirmeye zorluyor.

AÇIK İSTİHBARAT olarak biliyoruz ki;

1) Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli başlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır.

2) Türk Devleti; aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından itibaren çalışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da başlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkanı bulmuşlardır.

3) Türk Devleti; bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere ve dolayısı ile 17 Ağustos depreminde inandırıcı olasılıklardan birinin "tektonik silah" teknolojisi olduğunu bilecek birikime sahiptir. Sorun; bilgi eksikliği değil; böyle bir olasılığı; doğru ya da yanlış, araştırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon eksikliğidir.

4) Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduğunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifşa edilmesi gerektiğini savunmuyoruz. Savunduğumuz; bu konunun olası sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliğinde, medya tarafından başarı ile engellenmiştir)


AÇIK İSTİHBARAT olarak elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki;

a) 17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felaketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir

b) Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleşiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin şu veya bu boyutunun olduğunun bilinmesi yukarıda belirttiğimiz inceleme gereğini daha da arttırmaktadır.

c) Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diğer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiği benzerlik dikkate alındığında; 17 Ağustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun işaret fişeği olması ciddi bir olasılıktır. Deprem sonrasında; bölgede yaşanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriş kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle bağlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleştirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.

KISACASI;

17 Ağustos'ta Gölcük'te gerçekleştirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaşamakta olduğu istikrarsızlık girdabının fitilini ateşleyecek; fiziki, sosyal ve siyasi bir çöküşü hızlandırmış olması ihtimali ciddi bir olasılıktır ve sadece yaşayan değil; kaybettiğimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doğal vatandaşlık hakkıdır.

Depremin dördüncü yıldönümünde; bu ülkenin vatansever kadrolarının ve kamuoyunun dikkatine sunulur.

AÇIK İSTİHBARAT
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8121
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
The Following 8 Users Say Thank You to bolvadinli For This Useful Post:
Alt 26-08-2009   #2 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
Sitenin ilgili raporu aşağıdaki linkten word formatında indirilebilir. Rapor, dört yaz önce ne yaptığınızı biliyoruz, başlığı altında verilmiştir. Konuya ilgi duyan arkadaşların bilgisine sunarım.

LİNK:
Açık İstihbarat
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 29-08-2009   #3 (permalink)
Forum Yöneticisi
 
Okan Ünal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2007
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 3.128
Teşekkürler: 1.962
Thanked 652 Times in 171 Posts
İndirme: 930
Yüklemeler: 99
Okan Ünal - MSN üzeri Mesaj gönder Okan Ünal isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
?????????????????????????????????????????????????? ?????????????????????????????????????????????????? ???????????????*
__________________
Allahım sen beni cahillerden koru, diğerleriyle ben başa çıkarım.
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 29-08-2009   #4 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
Alıntı:
Okan Ünal´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
?????????????????????????????????????????????????? ?????????????????????????????????????????????????? ???????????????*
Anlayamadım, bu şaşkınlık ifadesi mi yoksa hayret ifadesi mi Okan kardeş? Doğrusunu istersen ben de inanamadım ve çok şaşırdım. Acaba olabilir mi demekten de kendimi alamadım. Dünyayı babalarının çiftliği gibi gören emperyalistler böylesine adice bir şey yapmalarını da çok muhtemel görüyorum. Verilen örneklerde bana oldukça inandırıcı geldi. Sen nette çok gezen birisin. Ne düşünüyorsun bu konuda? Sende de böyle dosya varsa eklemeni rica ederim.
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 29-08-2009   #5 (permalink)
Forum Yöneticisi
 
mamkay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Oct 2006
Nerden: TÜRKİYE
Yaş: 41
Mesajlar: 1.539
Teşekkürler: 214
Thanked 1.865 Times in 374 Posts
İndirme: 118
Yüklemeler: 118
Sen binaları adam gibi yapma sonra da suçu böyle komple teorilirinin üzerin at...Bunlar çok yazıldı.Ama bir gerçek var depremle yaşamayı öğrenmekten başka çaremiz yok....
__________________
--------------------------------------------------------------------------
Eğer bir yerde, küçük adamların büyük gölgeleri oluşuyorsa; orada güneş batıyor demektir...
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-09-2009   #6 (permalink)
Forum Yöneticisi
 
Okan Ünal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2007
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 3.128
Teşekkürler: 1.962
Thanked 652 Times in 171 Posts
İndirme: 930
Yüklemeler: 99
Okan Ünal - MSN üzeri Mesaj gönder Okan Ünal isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Daha çok mamkay öğretmenim gibi düşünüyorum. Eğer böyle bir silah varsa mutlaka ortaya çıkacaktır bolvadinli öğretmenim. Ancak bu da farklı bir bakış açısıdır bana inandırıcı gelmese de doğruluğunun araştırılması gerektiğine inanırım.

Öğretmenim bu tür bir silah yapmak zordur. Nükleer bombaların ortaya çıkarttığı deprem bile genelde en fazla 4 şiddetinde olur. Bunu da genelikle deprem ölçen araçlarla ölçebiliriz çoğunlukla dikkat edilmese fark edilmez bile bu şiddetteki bir deprem. Ancak nükleer silahlardan bile daha büyük bir bombanın böyle bir depremi tetiklemesi mümkündür.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post238079

Ancak unutulmaması gereken bir durum varsa o da depremlerin dünyanın bir gerçeğidir. Keşke olmasa diyen arkadaşlarımız varsa uyarayım depremin varlığı dünyamızın hala yaşıyor olduğuna bir delildir. Depremin şiddetine göre farklı oranlarda karşılaşırız. 4 şiddetinin altındaki depremlerle neredeyse her gün karşılaşmamıza rağmen 10 ve üstündeki şiddette bir depremle on yılda bir karşılaşırız. Bu durumda her on yılda bir 10 şiddetinde bir depremi beklemek saflık olmasa gerek.
__________________
Allahım sen beni cahillerden koru, diğerleriyle ben başa çıkarım.
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-09-2009   #7 (permalink)
Eğitim Yuvası Yöneticisi
 
Mehmet ÖCAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Mar 2006
Nerden: Kayseri
Yaş: 46
Mesajlar: 12.070
Teşekkürler: 2.804
Thanked 3.819 Times in 1.000 Posts
İndirme: 596
Yüklemeler: 1563
Bolvadinli öğretmenimizin tespitlerine tamamen katılıyorum. Deprem her ne kadar doğa olayı olsa bile zamanımızdaki teknoloji ile doğanın bazı unsurlarına tetikleyici etkilerde bulunabilmektedir.
Adapazarı depremi kesinlikle normal bir deprem değildir. Depremler iki türlü oluşmakta. İleri ve geri, sağa ve sola doğru sallantı yaratmakta. Adapazarındaki depremde bunların her ikisi olduğu gibi nasıl bir halıyı yere sererken dalgalanma meydana gelir o şekilde üçüncü türüde ortaya çıkmıştır. Depremden önce ve sonrasındaki gelişmeler de bize bu depremin kesinlikle normal olağan depremlerin dışında olduğunu düşündürtmektedir. Elbet bu bilgiler devletin yetkili kurumlarında ve kişilerinde de mevcuttur. Depremden sonra ulusal sistemin bir çok yapısında çeşitli köklü değişimler meydana gelmiştir. Haberleşme, elektrik ve ulaşım gibi.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post238080
Depremden sonra Amerika başkanının bile buralara kadar gelmesi asla bizim yanımızda olduklarını falan göstermek için değildir. Meydana gelen yıkımı yerinde izleyip değerlendirmek içindir.
Adamların tek hesaplayamadıkları gerçek şu oluyor her zaman. Bu Kurtuluş Savaşımız sırasında, Kıbrıs Savaşı sırasında ve başımıza gelen her tür belada da ortaya çıkmaktadır. Milli birlik ve beraberlik duyguları. Kenetlenme, yardımlaşma, her şeyi bir anda bir kenara bırakıp tek yürek olmamız. İşte bunu kimse engelleyemiyor. Engelleyemezlerde. Çünkü bu bizlerin geninde olan bir özellik. Zaten bunu da engelleseler yandı keten helvası. Teknolojik hiç bir silaha bile gerek kalmazdı ülkemizi ekonomik, savaş veya herhangi bir şekilde istila etmelerine.

Bu vesile ile Adapazarı Depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'dan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Devletimizin ise bu olayı öyle veya böyle açıklığa kavuşturması tek temennimiz. Gerçekler ulusal güvenliğimizi tehlikeye atmadığı sürece açıklanmalı ve halkımız bilgilendirilmelidir.
__________________

(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-09-2009   #8 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
Öncelikle Mehmet Bey'e ve Okan Kardeşime açıklamalarından dolayı teşekkür ederim. Yukarıdaki tespit ve iddialar her ne kadar komplo teorilerini çağrıştırsa da üzerinde derin düşünmemizi gerektiren tezlerdir. Şunu sizlerde iyi bilirsiniz ki 1. ve 2. Dünya Savaşları da birer komplo teorilerinin ürünüdür. Önceden yapılan gizli anlaşmalar ve hazırlıklar bu meşum savaşları tetiklemiştir. 12 Eylül İhtilalinin o meşhur generali de 'şartlar olgunlaştığı için ülke yönetimine el koyduk' sözüyle ihtilalin bir komplo olduğunu itiraf etmemiş midir?
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post238092
Temelinde siyonist hedefler olan global emperyalizmin insanlığı köle gibi gördüğü, Gizli Dünya Devleti kurabilmek için her türlü aşağılık yöntemleri kullandıklarını, gerekirse nükleer silahların kullanıldığı 3. Dünya Savaşını çıkarmaktan çekinmeyeceklerini sizlerde kabul edersiniz sanırım. Kendilerini dünyanın efendisi gibi gören aşağılık siyonistler için ülkemiz stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle yüzyıllardır her türlü belayı bize bulaştırmışlardır.
Sadece Gölcük depremini değil, ülkemizi istikrarsızlığa sürükleyen ve gelişmemizi engelleyen her eylemin arkasında bu komploların olduğuna inanırım. Bunalımlı yılların aktörlerini de siyonizmin birer piyonu olarak görürüm.
Gerek milletimizin üstün özellikleri ve gerekse yüce dinimiz İslamiyet'in birleştirici özelliği nedeniyle bu komplo teorilerinin boşa çıkacağına yürekten inanıyorum. Yeter ki bizler birbirimizi sevelim ve gerçek düşmanlarımızı iyi tanıyalım. Türk, Allah inancını yitirmedikçe ve ülkesinin manevi değerlerini benimsediği müddetçe kimse onu yıkamayacak; kurduğu devletler de daim olacaktır.
Sonuç olarak ister inanalım, ister inanmayalım ama bütün komplo teorilerine kuşkuyla bakalım. Araştıralım, sorgulayalım ve düşmana prim vermeyelim. Bunu hiç olmazsa gelecek nesiller adına yapalım.
Son söz: Su uyur, DÜŞMAN uyumaz.
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-09-2009   #9 (permalink)
Forum Yöneticisi
 
Okan Ünal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2007
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 3.128
Teşekkürler: 1.962
Thanked 652 Times in 171 Posts
İndirme: 930
Yüklemeler: 99
Okan Ünal - MSN üzeri Mesaj gönder Okan Ünal isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Einstein "Üçüncü dünya savaşını bilmiyorum ama dördüncü dünya savaşı taş ve sopalarla yapılacak." diyerek bize ülkelerin normalinden fazla silahlandığı üzerine uyarıyordu. Umarım Einstein haklı çıkmaz.
__________________
Allahım sen beni cahillerden koru, diğerleriyle ben başa çıkarım.
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 20-01-2010   #10 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
Haiti-İstanbul Fay Hattı’ndan Uğursuz Mesajlar
Meyyal UYGUR

Haiti’deki korkunç depremden sonra, Devlet Başkanı Rene Preval’in, 3500 Amerikan askerinin asayişi sağlamak üzere BM ve Haiti güçlerine yardımcı olacağını açıklaması üzerine başlayan tartışmaları takip etmişsinizdir. Başkan 3500 diyor, ama 12 bini geçmesi bekleniyor. Havaalanları ABD kontrolünde, diğer ülkelere yardım için bile geçiş verilmiyor. Adeta Haiti “gizlice işgâl ediliyor”!..

50 binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği, yapıların yüzde 80’nin yıkıldığı Haiti depreminden sonra nedense akla ilk gelen veya getirilen yer İstanbul oldu. Los Angeles Times Gazetesi, 7 şiddetindeki depremin yıktığı Haiti başkentiyle, İstanbul arasında benzerlik kurdu. Özellikle çarpık yapılaşma, inşaatlarda çürük malzeme kullanma açısından!..

Los Angeles Times’ın ardından Forbes Dergisi, Norveç merkezli bir enstitünün raporunu yayınladı. Buna göre, “dünyada deprem riski en büyük 20 şehir arasında İstanbul ile İzmir de var ve İstanbul’da şiddetli bir depremde 55 bin kişi hayatını kaybedebilir”.

Bunları, Almanya Karlsruhe Üniversitesi Geofizik Bölümü ile Yer Bilimleri Araştırma Merkezi’nin tespitleri izledi. Bu tespitlerin merkezinde de yine İstanbul var ve Alman uzmanlara göre, “inanılmaz boyutlarda” zarar vermesi beklenen deprem, her an gerçekleşebileceği gibi, 30 yıl sonra da olabilir!..

Bizimkilerin söylediklerine gelince; Prof. Ahmet Işıkara, ”Allah’a emanet” diyor. Kandilli Rasathanesi’nden Prof. Atilla Ansal, “İstanbul’da olası depremde yaklaşık 70 bin kişinin öleceği” tahmininde bulunuyor.

Dış Politikada “Deprem”li Mesajlar

Farkında mısınız bilmiyorum ama bir süredir dış politikada da “deprem”li mesajlar veriliyor…

Mesela İsrail Cumhurbaşkanı Peres 13 Kasım 2007’de TBMM’de yaptığı konuşmada, “Türk vatandaşlarının 8 yıl önce başlarına gelen deprem felâketinde İsrail’in yardımlarını takdirle kabul ettiklerini biliyorum” dedi.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post243611

Yine İsrail, geçen Ekim’de TRT’deki “Filistin-Ayrılık” dizisinin yol açtığı krizde Türkiye’ye verdiği sert notada, “Dizide soğuk kanlı katiller olarak gösterilen İsrail askerleri, 1999’daki yıkıcı depremin ardından en zor anlarında Türk sivillerin yardımına koşanlarla aynı askerlerdir...” hatırlatmasını yaptı, yani o yardımları resmen başımıza kaktı!..

“Deprem” retoriği bulaşıcı mı nedir, Başbakan Erdoğan da, İsrail’in, İran’a keşif operasyonlarında Türk hava sahasına girdiği iddiaları üzerine, “Böyle bir şey olması halinde İsrail’e depreme benzer bir tepki verileceğini” söyledi.

1999 Depremi Nelerin Miladı Oldu?

O korkunç Gölcük depremini hepimiz yaşadık. Sadece binlerce insanımız değil, adeta devlet enkazın altında kaldı…Türkiye’nin “dikişlerinin” patlaması, bir başka ifadeyle hem iç, hem dış politikada “dönüşümü” bundan sonra başladı. Önce ekonomik deprem, ardından yılların partilerini yerle bir eden siyasi deprem ve ülkenin AKP’ye teslim olması!..

Bunları ben söylemiyorum. CIA’cı Morton Abromowitz, Alan Makovsky, Graham Fuller, eski ABD Dışişleri Bakanı Wilkinson, Princeton Üniversitesi Orta Doğu uzmanlarından Heath W. Lowry, ve bunların en has adamı Cengiz Çandar söylüyor.

Abromowitz’in editörlüğünde daha 2000 yılında hazırlanan ve 21. yüzyıl Türkiye’sinin perspektifini çizen, “Türkiye’nin Dönüşümü ve Amerikan Politikası” adlı çalışmada yer alan şu satırlara ne dersiniz?

“1999’un olağanüstü olaylarına bakıldığında göze çarpan önemli faktörlerden birisi depremlerdir. Depremler, genel hava ve toplumların davranışını etkiledi. Çeşitli ülkelerden gelen yardımlar, halklar arasındaki karşılıklı anlayış ve aşırı basmakalıpçılığın cazibesini sarstı, yumuşama sürecinin siyasi olarak ayakta kalabilirliğine destek oldu. Yunanistan’la ilişkiler bu sayede kuruldu…Clinton Türk halkını etkiledi ve ABD hakkındaki olumsuz görüşler değişti…”
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=243611

Şu satırlar da Cengiz Çandar’a ait:

“Deprem bir dönüm noktası olarak alınabilir. Uluslararası yardım çabası, Türkiye’deki yabancı korkusunu temellerinden sarstı, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur şeklindeki çok işitilen sözün geçerliliğini zayıflattı. Bu dayanışma, Türklerin uluslararası sistem anlayışının önemli ölçüde gözden geçirilmesine vesile oldu. Türk-Yunan gerginliği azaldı, AB ilişkilerinde büyük boyutta gelişme oldu, ABD’ye sempati arttı…”

Aynı çalışmada Orta Doğu uzmanı Lowry ise, “Toplumda, bütün hastalıklarına çözüm bulan devlet baba anlayışı artık kutsanmamaktadır. Bu bağlamda 1999 depremi bir dönüm noktası olabilir. Enkazın altında kalanın sistemin kendisi olduğu görüşü dile getiriliyor. Türkiye’de bilgi adlı cin şişesinden dışarı çıkmıştır ve bunun sonucunda sivil toplum kuvvetlenecektir. Ordu bile, depreme müdahalede geç kaldığı eleştirilerine uğruyor. Deprem, canlı bir sivil toplumun doğuşunu getirmiştir…” diyor.

Bir Deprem Daha Yaşarsak?!..

Ülkemizin “dönüştürülmesinde” son aşamaya gelindi. Beraberinde Türk Milleti’nin, ABD ve AB’ye güveni dibe vurdu!..

Önümüzde ise hem “deprem”, hem “iç savaş” senaryoları var.ArtıkGüneydoğu’ya “uluslararası güçlerin” müdahil olmasından bile söz ediliyor!..Diyarbakır’ın BOP’un yıldızı, İstanbul’un finans merkezi yapılması planları da ortada!..

Peki Allah’ım korusun, ama Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da tahmin edildiği gibi, Haiti benzeri bir deprem yaşanırsa?!..Böyle bir depremde ve sonrasında neler olur?

AKP politikalarında etkili isimlerden CIA’cı Graham Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adını verdiği son kitabında, ABD’den bağımsızlaşan(!) Türkiye’nin nasıl yükselen bölgesel bir aktör haline geleceğini anlatırken, zevkle “Kemalizm’den kurtulan, çok etnikli, çok kültürlü, çok dinli bir toplum”a dönüşmemizin faziletlerini sıraladı.

Ancak bunlardan önce, Türklerin, dünya barışını en çok tehdit ettiğine inandığı ülkelerin başında ABD, İsrail ve İngiltere’nin geldiğini hatırlatıp, “Buna rağmen, ilginç bir şekilde kriz zamanlarında (deprem, iç savaş vb.) Türkiye’nin en çok güvenebileceği ülkeler sıralamasında ABD ilk sırada yer almıştır” dedi.

Hasılı, Haiti’yi gördükten sonra bu “deprem” senaryoları, “deprem”li atışma ve başa kakmalar iyice ürkütücü hale geldi!..İnşallah sadece benim yeni bir paranoyamdır!..

Kaynak: Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8547
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-02-2010   #11 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
Haiti ve Marmara Depremi Arasındaki Benzerlikler

Açık İstihbarat Özel

"Deprem silahı"'nın bilimsel bir gerçek ve bu silahın ülkemize karşı olmak üzere bir çok noktada kullanılmış olma olasılığını kabul etmiyorsanız, bu yazıyı okuyarak vaktinizi kaybetmeyin.


Bize inanmıyorsanız; 1966 yılında Başkan Johnson'ın Bilim Danışmanlığı komitesinde görev alan ve o tarihte Kaliforniya Üniversitesi Jeofizik ve Gezegensel Fizik Enstitüsü'nün başkan yardımcısı olan Profesör Gordon J.F. MacDonald'ın "Barış Gelmedikçe" isimli kitabının "Çevre Nasıl Mahvedilir" başlığı altında sıraladığı şu gelişmelere gözatın:

"kutuplardaki buzulların erimesi veya dengesizleşmesi, ozon azaltma teknikleri, deprem mühendisliği, okyanus dalga kontrolü, gezegenin manyetik dalgalarını kullanarak beyin dalgalarının manipülasyonu"

Vurgulayalım : sene 1966; bugünden tam 44 sene öncesi...
Deprem teknolojisi ciddi bir olasılık olmasaydı, depremin sonrasında Genelkurmay J Başkanlarına, Rusya'nın bu konuda yaptığı çalışmalara yakın bir Azeri bilimadamı tarafından teknolojinin ayrıntılarına dair brifing verilmezdi.
Fakat ne yazık ki; Devlet'in üst kademesi bu teknolojinin ABD'den Rusya'ya bir çok devletin elinde mevcut olduğunu bilmesine ve Marmara'da bu şüpheyi destekleyecek bir çok unsur olmasına rağmen bu olayın üzerine gidemedi.

"Arkasında ABD olduğu ortaya çıkarsa ne yapacağız, ABD'ye savaş mı açacağız"
sorusunun altında ezildi ve Marmara Depremi gerçeği, yüzbinlerce vatan evladı ve bugün hala kimlerin elinde kayıp olduğu bilinmeyen binlerce yetim/öksüz yavru ile birlikte raflara kalktı.

"Deprem silahı" gerçeğini ve bu teknolojinin ülkemiz aleyhine kullanılma olasılığına dair yıllar önce kaleme aldığımız raporda bu konudaki ayrıntılı analizimizi (Jeo-Kritik Özel - Deprem Raporu ) okuyabilirsiniz.

Haiti depremi; bir çok yönü ile bu Marmara Depremi'ni hatırlatmaktadır.

Haiti depreminin , bir deprem silahı ürünü olma ihtimalini arttıran gerçekleri ve Marmara Depremi ile benzerlikleri aşağıda dikkatinize sunuyoruz.

1) Depremin en ağır darbeyi vurduğu Port Au-Prince, İzmit körfezi ile benzer özelliklere sahip. Bu benzerliğin deprem teknolojisi açısından önemi, ancak denizaltılar aracılığı ile deniz tabanına yerleştirilebilecek özel cihazların (MHD Jeneratörleri ) rahatça derin fakat kıyıya yakın sulara getirilebilmesine imkan tanıması.

2) Suni depremlerin en büyük sosyal göstergelerinden bir tanesi; bu dehşet manzarasına ve büyük acıya maruz kalan kitlelerin aklının, saçma sapan açıklamalarla karıştırılması ve hedef saptırılmasıdır.

Marmara Depremi sonrasında, depremin Gölcük orduevinde yaşanan ahlaksızlar nedeni ile gerçekleştiğini savunan kifayetsizleri hatırlayın. Haiti depremi sonrasında bu kifayetsizlerin ABD temsilcileri ortaya çıktı.

ABD'nin köktendinci figürlerinden ve zamanında ABD Başkanlığı için aday olmuş, bir dizi TV ve radyo kanalının sahibi Pat Robertson Haitililerin başına bu deprem felaketinin gelme sebebini bakın
nasıl açıkladı :

"Haitililer 1801'de Fransızlara karşı başarılı bir şekilde isyan ederken, şeytanla işbirliği yapmışlardı ve bugün şeytanla yaptıkları bu işbirliğinin bedelini ödüyorlar"
3) Deprem silahları orduları yoketmek için değil, toplumları dönüştürmek için kullanılır. Kozmik sosyal ve siyasi projelerinin marş motoru olarak işlev görürler.

Bu silahlar aracılığı ile devlet ile toplum arasında bağ koparılır ve toplumun gözünde devletin yerine farklı yapılar hem kurumsal , hem kavramsal olarak ikame edilmeye başlanır.

Marmara Depremi; Türkiye'de bugün yaşadığımız dönüşüm sürecinin başlangıcı olarak kullanıldı. Devlet'e olan güven sarsılırken; AKUT imajı üzerinden devlet "sivil toplum" ile ikame edildi.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post244150

Halbuki; deprem sonrasında bir kamu kuruluşunun çalışanları olan Zonguldaklı madenciler AKUT'tan çok daha başarılı idi fakat esameleri okunmadı.

Toplum; Ankara'dan bir telefon bile açamayan Demirel ve Ecevit'in görüntüleri ve Marmara'nın öte kıyısından deprem bölgesine ancak iki günde birlik yollayabilen bir Genelkurmay gerçeği ile yüzleşdi.
Haiti depremi sonrasında ise Washington Post'ta yayınlanan haberin başlığı ise bu açıdan fazlası ile manidar.

"Bizi Siz Yönetin"
Gazete; Haiti depremi sonrasında zaten yolsuzluk ve imkansızlıklar içinde çürümüş devlet yapısının iyice çöktüğünü belirtirken, bir Haiti'linin şu sözlerini başlığa çekiyor :

"Hükümete , 'açız, bize yardım edin', diyoruz. Onlar bize ; 'biz de açız' diyor"
Gazete; Haiti'lilerin, ABD'li askerlere, "siz büyük devletsiniz, bizi siz yönetin" talebinde bulunduğunu vurguluyor.

Deprem; vatandaşla devletin arasındaki bağı, Marmara Depreminde olduğu gibi, Haiti'de de onarılmaz şekilde zedeliyor.

4) Marmara Depremi öncesinde, Gölcük'te İsrail, İngiliz ve ABD'lilerin katıldığı özel bir tatbikat vardı. Bu deprem sırasında hayatını kaybedenler arasında bu ülkenin askerleri de bulunuyordu fakat bu tatbikatın maksadı her zaman muallakta kaldı. Deprem nedeniyle bir çok gemimiz zarar görürken, denizaltılarımızdan kaybettiklerimiz oldu. Bir deprem öncesinde, deprem bölgesi ile ilgili bir askeri hazırlık olmasının şaşılacak bir şey olmadığını Haiti depremi ile bir kez daha test etmiş durumdayız.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=244150

Tesadüfe bakın ki; Haiti depreminden bir gün önce ABD ordusu Miami'deki karargahında , senaryo olarak Haiti'nin kullanıldığı bir acil durum müdahale projesi üzerinde çalışmaktaydı. Projenin adı APAN

All Partners Access Network(APAN) sitesini ziyaret ederseniz bu projenin ürünü ile karşılaşırsınız.

ABD Savunma Bakanlığı Bilgi Sistemleri Ajansı'nın projeden sorumlu yetkilisi Jean Demay Haiti depreminden bir gün önce ABD Ordusu Güney Komutanlığı'nın Miami'deki karargahında , henüz yayına sokulmamış APAN web sitesini , Haiti'deki kasırga felaketi senaryosu üzerinden ekibi ile birlikte test ediyordu.

Haiti'yi depremin vurmasından hemen sonra; ABD Güney Komutanlığı, APAN Web sitesini, Haiti depremi çalışmalarına katılmak isteyen bütün ilgillerin kullanımına açtı ve bir çok çalışmayı ABD Savunma Bakanlığı'nın kontrolündeki bu portal üzerinden koordine etti ve ediyor.

11 Eylül saldırısından bir gün önce; ABD'de FEMA-NORAD (ABD'nin acil durumlarda devreye giren gölge / EMASYA Hükümeti - ve ABD'nin Kuzey sınırlarının ve hinterlandının güvenliğinden sorumlu ordu birimi) ortaklığı ile New York eyaletinde gerçekleştirilen acil durum tatbikatını hatırlarsanız; büyük felaketler öncesi o felaketi konu alan bir tatbikat yapmanın artık sıradan bir olay haline geldiği sonucuna bile varabilirsiniz.

5) Marmara Depremi'nin en az telafuz edilen ; fakat en acı gerçeklerinden biri kaybolan çocuklardır. Anne ve babalarını kaybedip, bir toplumsal travmanın ortasında sokaklarda yapayalnız kalan, çoğu bebek yaşta bu çocuklara ne olduğu, kimlerin eline düştüğü sorusunun üzerine hiç bir şekilde gidilmemiştir.

Bölgede yardım bahanesi ile bulunan bir çok sivil toplum / dini yardım kuruluşu görünümlü yabancı misyon bu çocuklarla yakından ilgilenmiştir. İstihbarat örgütlerinin, yetim/öksüz çiftlikleri ve bu yetim ve öksüzleri nasıl yetiştirdikleri gözönüne alındığında; yabancı ellerde anne-babasız büyüyen küçük Türklerin büyüyünce nasıl karşımıza çıkabileceği bir muammadır.

Organ ve çocuk mafyasının faaliyetlerini de bu tablonun üzerine eklediğinizde, Marmara Depremi arkasında dehşet verici bir çocuk tarlası bırakmıştır.

Haiti depremi sonrasında da; bölge her anlamda çocuk ticareti yapan ekiplerin akınına uğramıştır ve anne-babasını kaybeden çocukların hasadı yaşanmıştır.
Haiti dışına çocuk kaçırırken yakalanan bir kaç kişi ise; zor zamanda yardım/sahiplenme bahanesi arkasına saklanarak; "çocuğu yurtdışına çıkarmak için ek bir belge gerektiğini bilmiyorduk" şeklinde bahanelerin arkasına saklanmıştır.

Bütün bu benzerlikleri daha makro olanlar ile zenginleştirebiliriz.

IMF programları ile yoksullaştırılan bir halkın şehirlere yığılması sonucu oluşan çarpık yapılaşma ve bunun depremle getirdiği yıkım...

ABD'nin direk müdahaleleri ile alaşağı edilen hükümetler ve yerlerine yerleştirilen diktatörler...

Petrol devlerinin zamanında keşfedip, sonra ilerde kullanırız mantığı ile geleceğe havale ettiği dev petrol yatakları...

Dev tankerlerle petrol taşıyan petrol endüstrisi için büyük önem arzeden derin limanların ; ABD'lilerin müdahelesi ile yerleştirilen hükümetler eliyle bu şirketlere peşkeş çekilmesi...

vs. vs....

Kısacası; Haiti ve Türkiye bir çok açıdan karşılaştırılamayacak kadar farklı ülkeler olsa da;
deprem aracılığı ile büyük bir siyasi dönüşüm projenin hedefine oturtulma noktasında şaşırtıcı benzerlikler taşıyor.

Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8589
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-02-2010   #12 (permalink)
Öğretmen
 
hazan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 164
Teşekkürler: 79
Thanked 122 Times in 25 Posts
İndirme: 11
Yüklemeler: 0
Mine G. Kırıkkanat


Yazara ulaşmak için : mine.gokce@wanadoo.fr


Küçük Türkiye, Haiti


<IMG align=left width=102 height=102>Melih Âşık, Haluk Şahin, Yazgülü Aldoğan, HaberTurk Gazetesi’nde Haiti’de olanları, dokuz yıl önce yazdığım “Bir Gün Gece” adlı romanı anımsatarak değerlendirdiler. Kendilerine etik duyarlılıkları kadar, “fikri takip” dikkatleri için teşekkür ederim.

Geleceğe bilim kurgu romanları üreten bir yazarın, dünyanın öbür ucunda doğrulanması, her romancıya nasip olmaz. Bir felaketle haklı çıktığım için sevinemiyorum. Çünkü hâlâ, bıkmadan, usanmadan, “Bir Gün Gece”yi yazmaktaki amacıma ulaşmaya, UYARMAYA çalışıyorum!

Türkiye’de bırakın önlerini görmeyi, arkalarına bile bakmayan güdük politikacılar için bir fırsattır asıl, Haiti örneklemesi. Ayılsınlar, silkinsinler, artık.

Çünkü...

Pakistan mı olacağız, İran mı derken, asıl büyük tehlike, Marmara bölgesini vuracak büyük bir deprem sonrası Haiti gibi olacağımız kesinlik kazandı.

Gözlerini kendi göbek deliğine dikmiş Türkiye’de o kadar çok cahil var ki, Haiti’yle Türkiye kıyas kabul etmez, Türkiye çok büyük ve zengin bir ülke, aynı felaket aynı sonuçları doğurmaz sanıyorlar. Haiti nerededir, bugün içinde boğulduğu felaket ve ABD’nin askeri anlamda işgalini doğuran yoksulluğa nasıl düşürülmüştür, bilmezler bile.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post244371

Oysa, Haiti’nin sonunu hazırlayan özelinde Amerikan, genelinde çokuluslu şirketlerin güdümündeki tarım, ithalat ve ihracat politikaları, bugün aynı egemenler tarafından Türkiye’ye uygulanıyor.

????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=244371

***



Tuhaf ama gerçek, Haiti’nin ekonomisini tepetaklak eden tarım ve hayvancılık politikası, Türkiye’de kuş gribi bahane edilerek köy tavukçuluğunun yok edilmesine benzer bir “domuz katliamı” süreciyle başladı. Haiti’de, 1980’li yıllara kadar topraklarının ekonomik ve ekolojik koşullarına uygun yerel bir domuz türü vardı. Siyah, küçük, dayanıklı ve ülkenin üretim fazlası mango meyveleriyle beslenen, serbest gezen, mango olmadığı zaman sahibinin yemek artıklarını yiyen bu masrafsız hayvan, tek başına bir ailenin geçimi, bizim köylünün dağ tepe otlanan “ineği” demekti.

1978 yılında, sanayi çapında ürettiği domuz fazlası elinde patlayan ABD, “domuz vebası” taşıyorlar bahanesiyle Haiti’deki küçük üreticilere itlaf ettikleri yerel domuz başına 2 ila 5 dolar ve yerine, daha verimli, daha ağır birer “beyaz” Amerikan domuzu vaat ettiler. 1978 ile 1982 arası, Haiti’deki tüm yerli domuzlar katledildi. Katil parası, elbette Haitili politikacıların cebine girdi, köylüye verilmedi. Ama 400 bin beyaz domuz, dağıtıldı kırsal alana. Ne var ki çok geçmeden, Amerikan domuzlarını beslemek ve yaşatmanın çok pahalı olduğu anlaşıldı. Mango ve artık yemiyor, mısırla besleniyor, mısırın içine antibiyotik katılması, hastalıklara karşı aşılanmaları gerekiyordu. Haydi, bu kez ABD’den aşı ve antibiyotik ithal etmek, “daha verimli” diye yerel mısırı bırakıp Amerikan mısırına geçmek, ithalatı ucuzlatmak için de “gümrük vergilerini kaldırmak” gerekti. Tabii politikacıları, komisyon zengini edilerek. Haiti’li küçük üreticiler, gümrük vergisiz bile pahalı aşıları beyaz domuzlara yapamadılar, antibiyotikleri yiyeceklerine katamadılar. Bir süre sonra 400 bin Amerikan domuzun tamamı telef oldu, Haitili üreticiler domuzların yemediği mango meyvesi üretim fazlasını ne yapacaklarını bilemediler. Başladılar ülkenin ormanlarını oluşturan mango ağaçlarını kesip odun kömürü yapmaya... Artık bir domuzları bile yoktu. Ayrıca mango ağaçlarının tuttuğu toprak erozyona uğramış, ekilir olmaktan çıkmıştı. Yoksulluk, kırsal alandan kente yoğun bir göç başlattı. İşsiz köylülerin oluşturduğu gecekondu nüfusu, yerleşik nüfusu aştı. İşsizlik ve yoksulluk talan çetelerini besledi, rüşvetçi hükümetler diktatörlüğe dönüştü, ama yolsuzluk hep sürdü.

***


Haiti, günümüzden sadece yirmi yıl önce, gıda ihtiyacının tamamını kendisi üreten bir ülkeydi. Deprem olduğunda ise gereksindiği temel gıda maddelerini başta pirinç, yüzde 80’ini ABD’den ithal ediyordu. Ektiği mısır, buğday gibi hububatın tamamı da çokuluslu şirketlerin GDO’lu tohumları...

Haiti, önce tarımı bitirilerek çökertildi. Adayı deprem yardımı bahanesiyle askeri anlamda işgal eden ABD, aslında başladığını bitiriyor.

Hâlâ bir benzerlik görmeyenler varsa, göz doktoruna gitsin!







__________________
SöyLesem tesiri yok , sussam gönüL razı değiL.
FuzuLi
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 08-02-2010   #13 (permalink)
Forum Yöneticisi
 
Okan Ünal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2007
Nerden: Ankara
Yaş: 37
Mesajlar: 3.128
Teşekkürler: 1.962
Thanked 652 Times in 171 Posts
İndirme: 930
Yüklemeler: 99
Okan Ünal - MSN üzeri Mesaj gönder Okan Ünal isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Göz doktoruna gerek yok. Deprem gerçek mi, oluşturuldu mu belki bir seneryo gibi gelebilir ancak depremin yarattıklarını görmemek büyük bir sorundur.
__________________
Allahım sen beni cahillerden koru, diğerleriyle ben başa çıkarım.
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 09-02-2010   #14 (permalink)
Vip Üye
 
BayYILDIZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Nerden: KONYA
Yaş: 44
Mesajlar: 1.228
Teşekkürler: 632
Thanked 12 Times in 6 Posts
İndirme: 204
Yüklemeler: 0
Depremle yaşamak zorunda kalmak bile ne acı.Burada oruçta hafif şiddette bir deprem oldu.Millet sokaklarda,parklarda bekledi.Eğer Marmara depremi gibi olsaydı herhalde sağlam bina kalmazdı.
__________________
Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek.On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik.
Ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsan.O zaman halkı eğit.
Bir tohum ekersen,bir kez ürün alırsın.Bir ağaç dikersen,on kez ürün alırsın.Ama halkı eğitirsen,yüz kez ürün alırsın.Bir adama bir balık verirsen bir gün doyar. Ama ona balık tutmayı öğretirsen her gün doyar.
KUAN KZU
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 2 Hafta önce   #15 (permalink)
Forum Moderatörü
 
bolvadinli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2009
Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI
Yaş: 50
Mesajlar: 1.092
Teşekkürler: 341
Thanked 1.054 Times in 312 Posts
İndirme: 289
Yüklemeler: 47
17 AĞUSTOS DEPREMİYLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER



Komplo teorilerini öteden beri sevmişimdir.
Gölcükte 1999 yılında meydana gelen o büyük depremle ilgili olan bir makaleye geçenlerde bir yerde rastladım..
İlginç bir yazı .
Ben en azından şunu biliyorum. Yugoslav asıllı Tesla adlı bilim adamı on yıllarca önce , yer altındaki enerjiyi açığa çıkarmak konusunda müthiş bir buluş yapmış , ancak kendisinin ölümü , ve icadının akibeti sırlara gömülüp gitmişti.

Bu arada Gölcük depreminde "deprem esnasında yer gök kıpkızıl oldu, ortalık aydınlandı " diyen deprem tanıklarını da , denizin altında garip yer şekili değişikliklerini de unutmadık.
Benim gibi henüz yeni okuyorsanız , Komplo teorisi mi gerçek mi , kararınızı verin.

17 Ağustos 1999, Gölcük Saatler gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarıya atarken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ali Kırca' nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda , enkazdan kurtarılan bir bayan şunları söylüyordu :

'O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu,depremden farklı bir şeydi."Bir iddiaya göre depremden hemen önce Gölcük' ten Avcılar' a kadar geniş bir alanda görülen "ateş topu" ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı.Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı. Kimine göre de Yugoslavya''ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozması sebebiyle depremin gerçekleştiğini söylüyordu. Hatta bazılarına göre işi PKK bile yapmış olabilirdi.

Nitekim CNN televiyonu Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında depremin arkasında PKK mı var" sorusuna "Sanmıyorum" cevabını vermişti. Oysa bu sorunun doğal yanıtı "siz ne saçmalıyorsunuz,depremle PKK nın ne alakası var." Olmalıydı. Bu soruya verilen cevap, akıllara, PKK nın deprem oluşturabilme ihtimalinin olduğunu düşündürdüğü gibi, yapay depremlerin olabileceği sonucuna da götürmektedir.

Depremden sonra bir çok teoriler ortaya atılmıştı fakat içlerinde en ilginç olanı Future Times ’da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikaye şöyleydi :
Kaliforniya San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler halinde dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilimadamı mucit Nicola TESLA tarafından geliştirilen bu “düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli” tekniğini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

ABD dünyanın ve kendi insanlarının tepkisini almamak için bu projeyi barışçı “deprem indirgeme” sistemi diyerek, bir yandan tepkileri azaltıp diğer yandan fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenlerle proje önce Avustralya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra değişik zamanlarda Kafkaslar’da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’daki Ant dağlarında denendi ve büyük aşama kaydetti.

Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem kuşağındaki ülkelere sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Üniversitelerle ortak projeler geliştirildi, yüzlerce bilimadamına Amerika’da deprem konusunda araştırma yapma bursu verildi. Ancak projenin gizliliği esastı. Bu nedenle tüm ilişkiler paravan araştırma kurumlarında yürütülüyordu. Ancak zaman zaman bilgi sızıntısına olanak verilerek halkın bu konu hakkında bilgi sahibi olması istendi. Kobe’de ve başka yerlerde meydana gelen depremlerin arkasındaki gariplikler çıkar gruplarınca terör ve mafya örgütlerinin işi gibi gösterilmek istendi ve bunda da başarılı olundu.

Ve gün geldi bu sistem Türkiye’de denenmek istendi. Zaten bölge bu amaçla yıllardır sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim gelişmeleri takip edenler, depremden hemen sonra, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın girişimleriyle Türk Telekom ’un Türkiye’nin sismik bilgilerini Pentagon’a ileten NATO Üssü’nün iletişimini nasıl kestiğini hatırlayacaklardır.

ABD’nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları,Kaliforniya San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrail’li uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük Üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değillerdi. Bunu İsraillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düşünüyorlardı. (Zaten İsraillilerle yapılan askeri tatbikat bu operasyon doğrultusunda önceden planlanmıştır. Dünyanın ve Türk Milletinin dikkatlerini çekmemek için tatbikat adı altında HAARP-TESLA Deprem Makinesini getirip rahatça kurdular.) Böyle bir makinenin deneneceğini zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genel Kurmay Başkanı biliyordu, fakat ABD ve İsrail’liler bizimkileri makinenin denenmesi için şu şekilde ikna ettiler : olası İstanbul merkezli bir depremde 100.000 kişinin ölümü, yüz milyar doları aşan maddi kayıp ve Türkiye’nin en az 25-30 yıl geri gitmesi demektir, diyerek bizimkileri ikna ediyorlar.

İsrailliler Amerikalı’larla gece şartlarında elektro-sismik haberleşme tatbikatı yapacaklardı. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu farketmeyecekti. Bu amaçla Gece Şahini Tatbikatı’nın (Operation Night Hawk) saat 03:00’te başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00’te düğmeye basılacak ve Gece Şahini devreye girecekti. O an uzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya başlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama o gece sabaha karşı birşeyler yanlış gitti. Ve beklenen gerçekleşmedi. Herşey bir anda olup bitmişti. Doğa kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Her yeri bir anda yerle bir etmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiğinde, gece saat 03:05’i gösteriyordu. Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde ŞAMPANYA patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu düşünce ile hepsi ürperdi. Bu asrın en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yapılan bir felaket...
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post253955

Sessizliği İsrailli komutanın buz gibi emri bozdu: “Lets pack! We’re moving out! Call operation-Q! Right now! Immediately! Stop whinning! Move, move, move!” (Toplanın! Kaçıyoruz! Q planına geçiyoruz. Şimdi..Hemen! Hadi, hadi!!!)

İşte o andan sonra çantalardan çıkan “Q planı” çalışmaya başladı. İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. 4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve ABD Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’de Ben Gurion’un Lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6’ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan emir aldılar.

Bu arada ilginç bir şey daha olmuştu. Depremle ilgili haberler birbiri ardına gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 Ağustos Cuma akşamı televizyonlar bir İsrail uçağının Ataköy açıklarında denize düştüğünü duyurdu. Ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçağın akıbeti ile ilgili bir daha haber alınamadı.

Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetleri’nden bir dostum beni aradı ve bu olayda birtakım soru işaretleri bulunduğunu, bu konunun perde arkasını araştırmamı rica etti. Kısa sonra ulaştığım bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düştükten kısa süre sonra teknesiyle o sırada Ataköy açıklarında olan balıkçı Abdullah KAPLAN tarafından kurtarılmıştı. Abdullah Kaplan olayı şu şekilde anlatmıştı : “Uçağın düştüğünü görünce derhal yardıma gittik. Uçağın kanatları yara almıştı. Hemen uçağı bağladık ve Zeytinburnu limanına çektik. Teşekkür beklerken küfür yedik. Ne olduğunu bile anlamadık.”

Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanındaydı. Araştırmalar Sahil Güvenlik’in bu konuyla ilgilenmediğini ortaya çıkardı. Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise şaşırtıcı bir şekilde çekim yapmaktan vazgeçmişlerdi.
Daha sonra uçağı Zeytinburnu’na yanaştıran balıkçı Abdullah Kaplan, olayı Kumkapı’daki Gümrük Muhafaza’ya iletti.

Kısa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük Muhafaza da tutanak tuttuğuna pişman oldu. Uçağın sahibi İsrail asıllı biriydi. O gece ne olduğu ise bir türlü anlaşılamadı.

Deprem için 1900’lerin başından beri Nicola TESLA adındaki Sırp asıllı bir bilimadamının buluşu olan “elektromanyetik endüksiyon tekniği” (TESLA Makinesi) kullanıldı. Makinenin ABD Kaliforniya San Andreas fay hattında olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanılması düşünüldü. (ABD’lilerin asgari zarar ve ölümlerinin azaltılması için bazı denekler gerekiyordu, onların gözünde bir hayvandan bile daha değersiz olan bizim gibi insanlar üzerinde denenmesi normaldi.) Neden Türkiye diye soracak olanlar için ise;
- Türkiye de ne yaparsan yap kimsenin umurunda olmaz, birkaç tane yetkiliyi ikna ettikten sonra her türlü deneyi yapabilirsiniz, bilinçli insan sayısı azdır, genelde okumamış cahildir, araştırmazlar kadercidirler, Kaliforniya San Andreas fay hattının dünyada tek eşi benzeri özelliklere sahip olan ikiz kardeşi Kuzey Anadolu fay hattıdır, karakterleri aynıdır.

Ancak ABD-İsrail’in bölge ile ilgili bu hareketliliği ne kadar gizli olursa olsun bazı kaynaklara sızmasını engelleyemedi. Kanadalı bir bilimadamı her nasılsa bu gizli verilere ulaşarak, bölgede bir deprem olacağını ve bunun için bölgenin takip altına alındığını anladı. Ve bunu kendi amaçları doğrultusunda yaklaşık 48 gün ve 240 km hata ile yayınladı. Ancak ne bu bilimadamına, ne de yayınına daha sonra nedense kimse dikkat etmedi.

Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargahında garip birşeyler olduğunu farketmişlerdi. Bu konuyla ilgili bilgiler de nasıl olduysa yukarıda ismini zikrettiğimiz dergide yer almıştı. Peki İsrail askerlerinin bu projedeki yeri neydi? İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük’te ne arıyorlardı? Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi. Uluslar arası bir kimliği yoktu. Ama İsrailli subaylar ve üst düzey yetkilileri oradaydı! Peki ne arıyorlardı Gölcük’te?

Bunun nedenini şimdi daha iyi kavrayabiliyoruz. Çünkü bu proje İsraile ihale edilmişti. Bizimkilerin ise bir şeyden haberi yoktu (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı hariç). Bize güvenen de yoktu zaten. Ancak o gece nedense hiç kimse İsraillilere, bugüne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya şaşkınlıktan ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardım için geldikleri şeklindeydi. Hemen bir hastane kurdular. Yaralarımızı sarmaya yardımcı olmak için daha sonra o bölgede bir yerleşim merkezi kuracaklarını açıkladılar. Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeleri çıkararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Bizde “Bak şu İsrail’e, olsun, hemen yardımımıza koştu” diyerek sevindik.

Bu operasyon neden gündüz değil de gece olmuştu? Çünkü olacakları kimsenin görmemesi ve gözlemci riski ise en az düzeyde olduğu için gece oldu. Gece saat 03:00’te operasyonun başlaması için yeşil ışık yakıldı. TESLA Cehennem makinesi yer altındaki sığınakta ve deniz altında çalışmaya başlamıştı. En geç 1-2 dakika içerisinde gücü en üst düzeye ulaşmış olacaktı. Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle enerji toplamaya başlamıştı. Bu sırada, Avustralya’da ve Okyanusta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik boşalması, hava yarılmasından oluşan ışıklar ve patlamalar oluştu atmosferde. Ve arkasından da makinenin boşalması ile birlikte yer yarıldı ve oluşturulan enerji doğaya aktarıldı.

Ancak hesapta doğanın oyunu yoktu. Oluşan deprem hem beklenenden çok uzun süreli, hem de çok daha güçlü çıktı. Şiddeti 7.4’e ulaştığında Amerika’da aletler 7.8’i gösteriyordu. Ve büyük bir patlamayla her şey kontrolden çıktı. TESLA deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayıp parçalandı ve ortaya çıkan güç yeraltında muazzam bir patlamaya neden oldu. Ve bu yer altı laboratuvarının tam üstündeki, herşeyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barındıran ve 8 şiddetindeki depreme dahi dayanıklı olması gereken askeri tesisler un-ufak olarak dağıldı. (demek ki deprem 8’den daha şiddetli oldu)

Bir tedbir olarak tüm bölge ve hatta bütün İstanbul 4 saat süreyle bir haberleşme ablukası altına alındı. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal edildi. Kimsenin birbiri ile haberleşmesi istenmiyordu. Cumhurbaşkanı dahi sabahleyin “benim de telefonlarım kesildi(Türkiye’de bütün her yerin telefonları dahi kesilse önemli kurumların kesilmez çünkü uydu telefonları vardır. Ama uydu iletişimini dahi kestiler)şeklinde garip bir açıklama yapacak ve biz de buna bir anlam veremeyecektik. Demirel tam bir şaşkınlık içindeydi. (Cumhurbaşkanı’nın şaşkınlığı normaldir çünkü ona böyle bir şeyin olacağı ihtimali söylenmemişti. Bu olay duyulur ise Türk halkına nasıl izah edeceğini bilmediği için şaşkınlık içinde idi.) (Hoş bu olay ortaya çıksa bile bu olayı terör örgütü veya mafyanın yaptığı açıklaması yapılacaktı.)

Ne yapacaklarını bilmedikleri için ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan saatlerce bir şey diyemedi, demeç veremediler. “Üzgünüz” dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularında televizyon ekranlarının karşısına geçip halka üstün körü bir açıklama yapabildiler. Durum vahimdi. Hatta belki de Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakıf olan yardımcılarından ve olağanüstü Milli Güvenlik konseyinden görüş alıyor ve Türkiye’ye nasıl yardım edileceğini hesaplıyordu. Hemen gerekli sıhhi yardım ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarına Türkiye’ye doğru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye’ye tam destek vererek ödemeye çalışıyordu adeta.

Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye’ye karşı olan hasmane tutumuna son vermesi sağlanıyordu. Tüm Batı başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Herşey kontrol ve koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında. Bizde ise sanki bu emrivaki felakete karşı nasıl tavır almaları gerektiğine bir türlü karar verilemiyor; kararsızlık içinde bocalayarak büyük bir gizlilik içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında Batı’da bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı ve çok gizli bir askeri hareketlilik hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar, gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran TESLA makinesinin kalıntılarını toplayıp, yer altı ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belki de insanları canlı canlı gömerek tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30’da bölgeye vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu.

Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel’in bölgeye gitmelerine izin veriliyordu. Onların dahi ne bölgeye uçuşlarına, ne de telefon irtibatı kurmalarına izin vardı. Sanki koskoca İstanbul ve Kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratıklar tarafından abluka altına alınmışçasına tam bir haberleşme karanlığına sokulmuştu. Tek bir telefon dahi çalışmıyor, elektrikler verilmiyordu.

Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, evleri kendilerine mezar olan binlerce insanımızın da acısıyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünleşemiyorlardı.

CNN haber spikerinin “depremin ardında PKK mı var?” sorusuna, Ecevit ona “siz ne saçmalıyorsunuz, deprem ile PKK’nın ne alakası var? Bu deprem Cenab-ı Allah tarafından gönderilen bir doğa olayıdır!!” demesi gerekir iken, diyemiyordu. Sadece spikerle göz göze gelmemeye dikkat ederek “sanmıyorum” gibi o günlerde bizi epeyce şaşırtan bir ifade kullanıyordu.

Peki, Amerika ne yaptı sonra? Hemen tüm imkanlarını Türkiye için seferber etmedi mi? Clinton Amerikan halkından Türkiye’ye yardım etmelerini istemedi mi? Kasım’da Türkiye’ye geleceğini ilan edip, Ecevit’in de bu arada Amerika’ya kendini ziyarete geleceğini haber vermedi mi? Ecevit belki de Amerika’ya bu felaketin ve binlerce şehidin diyetini konuşmaya gidecekti. Nitekim gitti de. Ardından Clinton Türkiye’ye gelerek deprem bölgesini ziyaret etti, insanlarla konuştu, bizleri çok sevdiği imajı verdi, bebekleri kucağına alıp sevdi, onlara hediyeler ve yardımlar verdirdi.

ABD’nin bu aşırı ilgisi sadece bir müttefik olmasıyla açıklanamazdı.

Bu arada, acaba hükümet içinden sızan bilgiler, bazı bakanların özellikle MHP kanadının yabancılara karşı saldırgan tavır takınmalarına neden olmuş olamaz mı? İlk anda çok yadırgadığımız Sağlık Bakanı Osman DURMUŞ’un “yabancılara tek hasta bile vermem ve onlardan kan da almam” demesini şimdi yadırgayabiliyor musunuz? ABD’nin saygın gazetelerinden New York Post’un haberine bir de bu gözle bakın:

“Türk hükümeti, ABD’nin Deniz Hastanelerini kullanmıyor...
Türkiye’deki şiddetli depremde 27.200’den fazla kişi yaralandı. Ancak yetkililer tarafından dün yapılan açıklamada, depremin meydana geldiği tarihten itibaren geçen iki haftalık süre içinde ABD tarafından gönderilen Deniz Kuvvetleri’ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanın bile tedavi edilmediği bildirildi.

Türkiye’ye gönderilmiş olan uluslar arası yardımın çoğunun kullanılmaması Ankara’daki hükümetin eleştirilmesine neden oldu.

Türkiye’de yayınlanan Radikal gazetesi dünkü sayısında, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutulduğunu yazdı.

ABD gemilerinin İzmit’e varışından önce Türkiye Sağlık Bakanı Osman DURMUŞ’un, bu gemilere ihtiyaç olmadığına ilişkin sözlerine geniş bir şekilde yer verildi.

Ancak ABD Büyükelçiliği, aralarında 600’den fazla yatak taşıyan Kearsarge adlı geminin de bulunduğu üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyuşmazlık yaşanmadığını bildirdi.”

Ne ölenler geri gelir, ne de anılarımız.

Ancak İzmit’te, Gölcük’te Yalova’da Halıdere’de Avcılar’da, Bolu’da Düzce’de ve daha nice yerleşim merkezinde enkaz altında hayatlarını yitiren binlerce Mehmet, Hatice, Ayşe ve Ali’ye karşı bir vicdan borcumuzda mı olmayacak? Onlar geride gözleri yaşlı onbinlerce sevenlerini, sıcaklıklarından mahrum bırakırken, sırf Kaliforniya’da Jony’ler, Susan’lar ve Alice’ler yaşasın diye yaşamdan çalındıklarını dünya bilmesin mi?

Emekli Bir Subay:
17 Ağustos depremi kuşkusuz hepimizi derinden sarstı. Deprem bütün ülke halkını derinden üzerken, depremin açtığı yaralar hâlâ tam haliyle sarılabilmiş değil.

Açıkça söylemek gerekirse 17 Ağustos Gölcük depreminden sonra ben de yukarıdaki senaryoya benzer şeyler düşünmüştüm. Daha sonra sağduyusuna güvendiğim bir dostuma “acaba onların işi olabilir mi?” diye sordum. Önemli bir devlet kurumunda uzman olarak çalışan dostum “Açıkçası ben de aynı şeyi düşündüm” diye cevap verdi, son derece sakin bir şekilde...

Bu yazı Sayın Aydoğan VATANDAŞ Bey’in “HAARP-KIYAMET TEKNOLOJİSİ” adlı kitabından özet olarak alınmıştır.
------------------------------------------------------------------------------
İNANMASANIZ DA OLUR
Taha KIVANÇ - 15 Kasım 1999 - Yenişafak Gazetesi

İster inanın ister inanmayın, bundan 2,5 ay önce, "Gerçek değil, hayal" başlıklı Kulis'i yazarken olayın bu boyutlara varacağını hiç hesap etmemiştim. Dikkatimi çeken bir filme işarette bulunmuştum o yazıda; Bill Clinton'un Türkiye'ye gelişi, filmin konusu ve deprem olayları arasında irtibat kurmuştum... Sonunda, o yazıda 'hayal' diye kaydettiğim gelişmelerin hemen hepsi fazlasıyla gerçekleşti. Üstelik Clinton da beklendiğinden bir gün önce (dün) ülkemize geldi... Sanki komplolara meydan okuyor Clinton...

O yazıma esas teşkil eden filmin adı 'Komplo Teorisi'; başrolde ünlü sanatçılar Mel Gibson ve Julia Roberts oynadığı için dünyanın her tarafında milyonlarca sinemasever tarafından izlendi film. Üşütük görüntüsü veren bir taksi şoförü, adalet bakanlığında çalışan bir genç kadınla ilgileniyor. Genç kadın da şoförü ciddiye almıyor önceleri, ancak birbiri ardına meydana gelen olaylar kadının gözünü açıyor. İzleyiciler olarak bizim zihnimiz karışıyor film boyunca, karşımıza çıkan olayların hangisi gerçek, hangisi 'komplo' ayırt edemez oluyoruz...
Mel Gibson'un canlandırdığı üşütük görüntüsü veren taksi şoförünün filmdeki adı Jerry Flecher... Adam şoförden öte bir şey; 'Komplo Teorisi' adıyla sadece sınırlı sayıdaki abonelerine gönderdiği haftalık bir haber bülteni de çıkartıyor... Bültenin son sayısında bir kaç senaryoya yer veriyor Flecher; bunlardan en önemlisi, NASA'nın, ödeneklerini kesen ABD başkanının hayatına kast eden bir komployu sahneye koyacağını tahmin etmesi... Flecher gazetelerde öylesine yayımlanan bir kaç masum haber arasında irtibat kuruyor ve NASA'nın uzaya gönderdiği bir araçtan yeryüzünü harekete geçireceğini, depreme sebep olacağını tahmin ediyor... Jerry, Avrupa gezisi sırasında ziyaret edeceği Türkiye'de, NASA'nın yapay hareketlendirmesiyle meydana gelecek yer sarsıntısında, ABD başkanının hayatını kaybedeceğini de öngörüyor...
Filmi, ya da o filmin hikâyesine temas ettiğim Kulis'i hatırladınız mı? Senaryoyu kaleme alanlar, Türkiye'deki muhtemel depremin şiddetini bile doğru tahmin etmişlerdi: 7.4... Ben filmin senaryosundaki bizi ilgilendiren ilginç ayrıntılara Kulis'te temas ettikten (25 Ağustos 1999) sonra, 'Komplo Teorisi' filmi benim işaret ettiğim özellikleriyle bazı gazetelerde birinci sayfa haberi oldu. Dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen depremlerdeki garip bağlara, ilintilere dikkat çekilen mesajlar İnternet'te dolaşıp durdu. Önceki gün Düzce'de yeni bir deprem meydana geldiğinde 'Komplo Teorisi' filmi yeniden hatırlandı...
Bakın 2,5 ay önceki o Kulis'te neler yazmışım: "Beynim Jerry Flecher gibi komplo teorilerine fazla çalışmaz; NASA gibi bir kurumun istediği yerde istediği zaman yeri harekete geçirebileceğine inanmam da mümkün değil benim. Jerry Flecher olsaydım, 'Komplo Teorisi' filmini bütünüyle gerçek hale getirecek bir senaryo yazmam mümkün olurdu. Sırf Clinton'u ortadan kaldırmak için harekete geçen birileri, iz sürenleri şaşırtmak için, ellerindeki teknik gücü filmde öngörüldüğü şekilde bir kere değil iki kere kullanmaya kalkışmış olabilirler pekâlâ. Birincisi, Gölcük merkezli bir deprem için, ikincisi de başkanı ortadan kaldıracak İstanbul merkezli ikinci bir deprem için... Tabii böyle bir senaryo ancak Jerry Flecher'in hayal dünyasında bulunabilir..."

Tabii, Düzce merkezli yeni depremden sonra senaryo biraz değişmek zorunda; iki değil üç ayrı deprem planlamak gerekiyor çünkü. Biri Gölcük merkezli, diğeri Düzce merkezli, bir de bu ikisinin hazırladığı zihinlerin kabul edebileceği daha güçlü bir üçüncü deprem... Bill Clinton NASA'nın ödeneklerini kısıyor mu, NASA yapay depreme sebep olabilecek teknolojiye sahip mi, şu sıralarda Türkiye'nin üzerinde NASA'ya ait bir uzay aracı dolaşıyor mu? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorum ben. Zaten Jerry Flecher değilim ki, birbiriyle ilintisiz olaylar arasında bu tür ilişkiler kurabileyim.
Şu sıralarda cevabını en çok merak ettiğim soru ne biliyor musunuz? "Acaba Bill Clinton Komplo Teorisi filmini gördü, Brian Helgeland'ın yazdığı senaryoya dayalı filmin başarısından sonra J. H. Marks'a yazdırılan romanını okudu mu?"
------------------------------------------------------------------

SİSMİK BOMBA ŞÜPHESİ
Can ATAKLI - 31 Ağustos 1999 – Sabah Gazetesi

Adam diyor ki: “Deprem olmadı, sismik bomba atıldı” al başına belayı, olacak iş mi, ama şeytan da dürtüyor “neden olmasın?” diye.
Balıkçının biri “Tam deprem olurken göğe bir ateş topu yükseldi, gökyüzü aydınlandı, yıldızları tutacak gibi oldum” demesiydi belki de “fısıltı gazetesi”nin tirajı bu kadar büyük olmayacaktı. Balıkçının bu ifadesini başka görgü tanıkları da destekleyince ve bir de üstelik Büyükada açıklarında “ağların eridiği” söylentisi yayılınca “komplo teorileri” de devreye girdi.
Yarın depremin üçüncü haftasına giriyoruz. İlk haftanın sonundan beri konuşulan bir konu var. Hatta öyle ki kimi okurlar “Kardeşim bunu niye yazmıyorsunuz, niye saklıyorsunuz? diye sitem bile ediyor.
Konu şu: Marmara’daki depremin “görülmemiş” ölçüde büyük olmasının nedeni sadece doğa olayı olmayabilir, İzmit Körfezi’ne “sismik bomba” atılmış olabilir.
Böyle bir bomba var mı?
Şu ana kadar böyle bir bombanın imal edilip edilmediği konusunda resmi bilgi yok. Yok ama, teknik olarak mümkün. Sismik bomba şu oluyormuş: Dünyanın çevresine yerleştirilmiş bir uydu, dünyanın herhangi bir bölgesine, insan kulağının asla duymayacağı çok güçlü ses dalgası gönderiyor. Bu da yer sarsıntısına neden oluyor. Eğer bu ses dalgaları kırılmaya yüz tutmuş fay hatlarına gönderiliyorsa, sarsıntı çok daha şiddetli oluyor.
Madem lafa girdik, artık sürdüreceğiz mecburen. “Sismik bomba atılmış olabilir” teorisi nereden kuvvet buluyor? “Fısıltı gazetesi”nin haberlerine göre, CNN’de Ecevit’e sorulan bir soru akılları karıştırmış. CNN muhabiri “Depremde PKK parmağı olabilir mi?” diyor, Ecevit de “Zannetmiyorum” karşılığını veriyor, konu kapanıyor. Ama “komplo teorisi üretecek kapasitede” beyin taşıyanlarda merak başlıyor. “Ne demek PKK parmağı, yani biri istese deprem yapabiliyor mu?
Ardından şu sıralarda CİNE-5’te gösterilmeye başlanacak olan, “Komplo Teorileri” isimli film geliyor. İzlemeyenler için yazıyorum, eski bir ajan olan filmin kahramanı, çeşitli teoriler üretiyor ve ilgili makamlara bildiriyor. Bunlardan biri Amerika Başkanı’na düzenlenecek suikastle ilgili. Filmin kahramanı diyor ki “Başkanı öldürmek isteyenler, Türkiye gezisini bekliyor. Başkan Türkiye’deyken, sismik bomba atılacak, deprem olacak, İstanbul yıkılacak, başkan da enkaz altında kalıp ölecek.”
Nitekim filmin ilerleyen dakikalarında Başkan Türkiye’ye gelmeden az önce deprem oluyor ve binlerce kişi ölüyor.
“Fısıltı gazetesi”nin yaydığına göre, İzmit Körfezi’ndeki alev topu, denizin içinde bulunan ve lava benzeyen madde, Altıncı Filo’nun gelişi, bir Rus araştırma gemisinin depremden iki saat sonra Marmara’ya girişi, bir Amerikan heyetinin Tsunami olup olmadığını araştırmak için bölgeye gelip dalış yapması, Amerika’nın fevkalâde yakın ilgisi, uzmanların yeni deprem olabilir uyarıları “depreme başka şeylerin karıştığı” sanılarını arttırıyormuş.
Tabii böyle anlarda insan beyni “normalden çok farklı” çalışıyor. Hele bizim gibi pekçok işe şeytanın karıştığı ülkelerde bu tür “paranoyak” düşünceler ortaya çıkıyor.
Çıkmakla da kalmıyor, bir sürü insan inanmasa da “Valla neden olmasın?” sorusunu soruyor. Olabilir mi?
Buraya kadar “fısıltı gazetesi”nin yayınlarından derlenen bilgileri okudunuz. Peki gerçekten böyle bir bomba olabilir mi, olsa bile bunu kim, hangi amaçla ve Türkiye’nin kalbine atacak cesareti nasıl kendinde bulur?
Filmdeki gibi “cani bir bilimadamı” olması mümkün değil. Bu silahı elinde tutan bir devletin şu ya da bu nedenle bunu yapması da günümüz dünyasında mümkün olamaz.
Geriye bir tek “yanlışlık” ve sanal hedef olarak da İzmit Körfezi’ni nişanlıyor. Ama ne oluyorsa oluyor, sistem devreye giriyor. Ondan sonrası malum.
Uçuk gibi geldi size de değil mi? Bana da öyle.
Amaaa, Ege Denizi’nde bir Amerikan gemisinin, dünyanın en gelişmiş teknolojisi ile denetlenen ateşleme sisteminin, “yanlışlıkla” devreye girdiğini ve gidip bir Türk savaş gemisini, en önemli noktasından vurduğunu, pekçok Levendimizin ŞEHİT olduğunu da unutamıyorum bir türlü.”
CAN ATAKLI ŞİMDİ İŞSİZ...............
------------------------------------------------------------------------------
H A A R P
Sedat SERTOĞLU – 24 Ağustos 1999 – Sabah Gazetesi

Bu harfler, ABD’nin en gizli askeri projelerinden biri olan “High Frequency Active Auroral Research Program” isminin baş harfleri... Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program bu...
Bu konuyu gündeme getirmemizin nedeni, son zamanlarda bazı kişilerin İnternet aracılığı ile HAARP projesini, Yıldız Savaşları filmleri senaryosu türünden senaryolarla Körfez depremine bağlayıp, birbirlerine iletmeye başlamaları. Hayal gücü oldukça yüksek bir milletiz. Kendimiz uydurup, sonra da kendimiz inanıyoruz. “Fısıltı gazetesi” akıl almaz bir hızla yalan yanlış herşeyi yayıyor. Bu nedenle konuyla ilgili doğruları bilmekte yarar var..
Bu proje 6 yıldan beri, Alaska’da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri’nce gerçekleştiriliyor. Resmi amacı, İyonosfer’de araştırma yapmak. Bu projenin gerçekleşmesinde üç Amerikan şirketi ARCO, Raytheon ve E-Sistemleri, önemli rol oynadı ve hâlâ oynuyor..
Amerikalı askeri yetkililere göre, HAARP şunları gerçekleştirecek:
1-Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek,
2-Denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak,
3-Radar sistemlerini son derece geliştirmek,
4-Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurmak,
5-EMass ve Cray bilgisayarları ile ortaklaşa, toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,
6-Büyük alanlarda petrol, doğalgaz ve mineralleri tespit etmek,
7-Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.
Gelelim, bu projeye karşıt olan Amerikalı bilimadamları da var. Bunun son derece tehlikeli olduğunu savunuyorlar. Çünkü, onlara göre, HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur..
Projenin karşıtlarından biri olan, ülkenin en ünlü jeofizikçilerinden Prof.Gordon J.F.MacDonald’e göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:
1-İklimleri değiştirebilir,
2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,
3-Ozon tabakası ile oynayabilir,
4-Deprem yaratabilir,
5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,
6-Dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir,
7-Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir...
Bunlar yapabildiklerinin sadece bir kısmı.. Dehşet değil mi?
Ancak, Amerika Hava Kuvvetleri, iklimlerin kontrolünü amaçlayan “Spacecast 2020” projesi ile ilgili olarak “Çevreyi değiştirme teknikleri ile bir başka ülkeyi yok etmek veya zarara uğratmak yasaktır” açıklamasını da yapmış durumda...
Bu proje çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulduğuna göre, Zbigniev Brezinski’nin 1970’lerde sözünü ettiği “İlerki yıllarda teknolojiye bağlı daha kontrollü bir toplum olacağı ve elitlerin bu imkanı kullanacağı” cümlesi sanki gerçek oluyor...
ABD eski Başkanı George Bush, “Yeni Dünya Düzeni” cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi?
Sizce HAARP ile ilgili bir başka ilginç şeyi anlatalım... Bu konuda Web’de açılan sayfalar, buradaki konuşmalar, gelen bilgiler, tartışılan konular sık sık esrarengiz eller tarafından silinip yok ediliyor. HAARP, bu konuyu inceleyenlere göre, 1994 yılından bu yana, en çok sansüre uğrayan konu durumunda...
Bir de bu konuda yazılmış olan ve adını çok ilginç bulduğumuz bir kitaptan söz edelim:
“Angels D’ont with HAARP..”
HAARP tartışması ABD’de daha çok uzun süreceğe benziyor...”

SEDAT SERTOĞLU ŞU ANDA AKŞAM GAZETESİ’NDE ÇALIŞIYOR........

**********
BİTKİ BİLE DEPREM HABERCİSİ :

"Marmara ve Kobe depremleri öncesindeki sıra dışı olaylar büyük benzerlik gösteriyor."

HÜ Fizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ülkü Ulusoy.
Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Ülkü Ulusoy, depremi önceden bilmenin olanaksız olmadığını savundu. Dr. Ulusoy Marmara depremi sonrası yaptığı çalışmada deprem öncesi insanlar, hayvanlar, bitkiler, elektrikli cihazlar ve gökyüzünde yaşanan olağandışı olayları tespit etti. Depremi yaşayan 412 kişiye ulaşılarak yapılan araştırmanın ilginç yanı, Japonya'da Kobe depremi sonrası yapılan çalışmayla benzer sonuçlar taşıması.

Atom ve molekül fiziği, elektron spin rezonans spektroskopi yöntemiyle jeolojik fayların tarihlenmesi üzerine araştırmalar yapan Ulusoy, geçen yıl Japonya Osaka Üniversitesi Yer ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde Kuzey Anadolu fayının Japon faylarıyla karşılaştırılması araştırmasını yaptı.

Marmara depremi öncesindeki 773 sıra dışı olay ile Kobe depremi öncesindeki 1711 sıra dışı olay karşılaştırıldı. İnsan ve hayvan davranışlarındaki olağan dışılık iki ülkede de birinci sırada yer aldı.

Marmara depremi öncesi derlenen 773 sıra dışı olay, Kobe depremi öncesindeki 1711 sıra dışı olayla karşılaştırıldı. Araştırmada Marmara'da yüzde 42 ile birinci olan insan-hayvan davranışlarındaki değişikliklerin Kobe'de yüzde 50 oranla birinci sırada yer aldığı görüldü. Ulusoy'un araştırmasındaki tespitler şunlar:

Karadaki olağandışı olaylar
Deniz, kuyu, kaynak ve kaplıca sularında sıcaklık artışı, ani ve sebepsiz dalgalar, deniz dibinde hareketlenme, deniz suyu yüksekliğinde artış, deniz kıyısında çamurlaşma ve midye, yosun, balık ve ölü yengeçlerde birikim, deniz dip balıklarının denizin orta ve yüzeyinde yüzmesi, deniz kıyısında kümeleşmiş balıkların insanlardan ürkmemesi, kümeleşmiş yunus balıklarında panik halinde göç, depremden 7-8 gün önce balıkçı kayıtlarına göre yakalanan balık miktarında önemli artış, karada toprak altından gelen deniz dalgası sesi.

Gökyüzündeki değişiklikler
Işıma: depremden hemen önce başlayıp deprem anına kadar görülen kırmızı, mavi ve yeşil renkli ışımalar.

Sis: Depremden birkaç saat önce siyah-gri renkle başlayıp deprem sırasında aniden bastıran yoğun şekilde sis.

Bulut: Depremden bir ile 12 saat önce görülebilen çizgiler halinde dizilmiş bulutlar.

Gökyüzü: Kızıl, pembe, kırmızı, turuncu renkli gökyüzü 7'den büyük depremden bir-iki ay önce, 4 büyüklüğündeki depremlerden ise 7-8 gün önce görülebiliyor.

Ay: Sönmüş ya da kırmızı renkli ay depremden bir gün önce ortaya çıkabiliyor.

Ufo: Ufo olarak yorumlanan kırmızı, mavi, yeşil ya da floresan ışığı parlaklığındaki ateş topları bir ay öncesinde görülebiliyor.

Yıldız: Yere çok yakın, çok sayıda ve çok parlak yıldızlar depremden bir gün önce ortaya çıkıyor.

Rüzgar: Aniden çıkan, çok şiddetli esen, yazın bile üşüten rüzgar depremden 10-12 saat önce ortaya çıkıp birkaç dakika kala bitebiliyor.

Hava: Uzun süren aşırı sıcak, nemli, yağmursuz, rüzgarsız ve çok sıkıcı havalar.

Ev aletlerinde görülen aksamalar :
Kuvars saat: Normalden ileri ya da geri kalması.

Florasan lamba: Sönükleşme ya da ani parlama.

Telsiz: Parazitlenme.

Telefon: Depremden birkaç dakika öncesinde telefonun kendiliğinden çalması.

Cep telefonu: Üzerindeki renkli lambaların, yanıp sönme frekansının değişimi.

Araba motoru: Depremden birkaç dakika önce çalışan motorda anlaşılmaz gürültü, motorun ters yönde döndüğünün fark edilmesî.

Radyo: Parazitlenme, kanal karışıklığı, yankılanma.

Televizyon: Depremden günler önce başlayan parazitlenme, kendiliğinden kanal atlama, ses şiddetinin kendiliğinden yükselip alçalması, uzaktan kumanda aletinin çalışmaması.

Çamaşır Makinesi: Boşaltma motorunun çalışmaması.

Buzdolabı: Normalden çok sessiz çalışırken garip sesler çıkarması.

Kuşlar :
Horoz: Zamansız ötme, tek doğrultuda yukarı doğru sıçrama, telaşla çığlık atma.

Muhabbet Kuşu: Çırpınma, gece bile uçma ve yürüme, yememe, neşeli ötmeme.

Martı: Gökyüzünde ağlama, çatılarda kümeleşme.

Karga: Garip bir şekilde bağırma, pencerelere ve arabaların metalik kısımlarına pike yapma.

Kırlangıç: Dinlenmeksizin dairesel olarak uçma, zamansız göç.

Küçük hayvanlar :
Yengeç: Deniz dibini terk edip deniz ortasında yüzme, ölü yengeç kümeleri.

Kertenkele: Evleri istila etme.

Yılan: Toprak altında çıkarak yeryüzünde kümeleşme.

Kurbağa: Neşeli ötmeme, taş üstüne ya da kuru otlara çekilme, evlere kadar tırmanıp, camlara yapışma.

Sinek: İnsanlara yapışma ve saldırgan biçimde ısırma.

Karınca: Yavrularıyla birlikte yuvayı terk etme ve ağaçlara tırmanma, evleri istila.

Bitkiler :
Erguvan ağacı: Ani yaprak sararması ve kuruması.

Begonya: İçe doğru kıvrılarak kapanmış ve buruşmuş yapraklar, çiçeklenmeme.

Çam ağacı: Yeni sürgün sayısında hızlı artış, dalların gövdeye bağlı kısımlarındaki yapraklarda yanık gibi kavrulma tespiti.

Paşa kılıcı: Yeni sürgün sayısında hızlı artış ve hızlı büyüme.

Akşam sefası: Yapraklarda suyu çekilircesine solma.

Memeliler :
İnsan:İştahsızlık, mide bulantısı, burun kanaması, baş dönmesi, sinir bozukluğu, tansiyon yüksekliği, esneme.

Köpek: Çok yüksek sesle, uluma ve ağlama, havlayarak tek doğrultuda koşturup geri dönme, toprağı kazma, göğe bakma, yeri dinleme.

Kedi: Evi terk etme, yavrusunu bina dışına taşıma, karın üzeri yerde sürünme.

İnek: Tek doğrultuda dizilme, Ahıra girmeme ısrarı.

At: Tepinme, sıçrama.

******************


Deprem Öncesi Sıradışı Doğa Olayları...
İnsan : İştahsızlık, mide bulantısı, kusma, burun kanaması, baş dönmesi, sinir bozukluğu, tansiyon yüksekliği, kalp rahatsızlığı, esneme. Devamlı uyuma isteği.

Köpek: Çok yüksek sesle, uluma ve ağlama, havlayarak sahibini bina dışına çıkarma, bir şey yememe, tek doğrultuda koşturup geri dönme, toprağı kazma, göğe bakma, yeri dinleme, sahibini ısırma, ortadan kaybolma, kümeleşme.

Kedi : Evi terk etme, ortadan kaybolma, huzursuz ve hazince ağlama, yavrusunu bina dışına taşıma, tırmanma, karın üzeri yerde sürünme, sahibinin kucağından inmeme, sahibini ısırma, yemek yememe. Kutu ya da çöp bidonu içine atlama. Top gibi sıkışıp, şiddetle titreme. Büyükbaş hayvanlar: 3-4 gün önce elektro magnetik ışınlardan etkilenmeye başlarlar.
????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=253955

Koyun : Hazince meleme, kümeleşme. İnek: Böğürme, kümeleşme, tek doğrultuda dizilme, otlaktan ahıra dönmemekte ısrar, sağılırken saldırganlaşma, sahibine yakın durma isteği.

At, eşek, inek : Tepinme, horuldama, sıçrama, çiftlikten kaçma. Ahır kapılarından dışarı çıkmak isteme. Tepelere doğru koşma.

Yarasa : Dinlenmeksizin daire çizerek uçmak

Tavşan ve fare : Yapıların üst katlarına kaçışırlar. Direklere tırmanırlar. Yere inmek istemezler.

Kuşlar
Horoz : Zamansız ötme, tek doğrultuda yukarı doğru sıçrama, telaşla çığlık atma, çırpınma.

Muhabbet Kuşu : Yüksek sesle ötme, çırpınma, gece bile uçma ve yürüme, yememe, neşeli ötmeme.

Martı : Çembersel olarak uçarlar.Gökyüzünde ağlama, gece bile denizden karaya doğru uçma, çatılarda kümeleşme.

Karga: Garip bir şekilde bağırma, pencerelere ve arabaların metalik kısımlarına pike yapma, hava sıcak olmasına rağmen çatılarda kümeleşme.
Kırlangıç: Dinlenmeksizin dairesel olarak uçma, göç zamanı olmamasına rağmen tek doğrultuda göç
Ördek, kaz, kuğu: Göle girmek istemezler. Göldekiler ölebilir

Balıklar
Göl ya da deniz tabanının ısınması sonucu yüzeye yakın yüzerler. Yılan balıkları ortadan kaybolur.Balıklar nedensiz bir şekilde ölürler.

Sürüngenler
Yengeç Plajda yengeçler dolaşır. Deniz diplerindeki doğal ortamları terk ederek deniz ortasında yüzme, deniz kıyısında ölü yengeç kümeleri
Kertenkele: Evleri istila etme
Yılan Toprak altında çıkarak yeryüzünde kümeleşme
Kurbağa Neşeli ötmeme, doğal ıslak ortamlarından taş üstüne ya da kuru otlara çekilme, evlere kadar tırmanıp, camlara yapışma

Böcekler
Sivrisinek Ortadan kaybolma ya da aşırı çoğalma.
Sinek Ortadan kaybolma, insanlara yapışma ve saldırgan biçimde ısırma, dönerek uçma ve vızıldama
İpek Böcekleri Arka arkaya dizilirler
Arı İnsanları saldırarak sokma, vızıldama
Karınca Yavrularıyla birlikte yuvayı terk etme ve ağaçlara tırmanma, evleri istila
Örümcek Evleri istila
Çekirge Hiç ötmeme, kümeleşme
Hamam böceği Üst kat evlere kadar çıkarak pencerelerde kümeleşme
Yer solucanları Ev içlerine girme

Gökyüzü ve Atmosferdeki Anormallikler
Işıma depremden hemen önce başlayıp deprem anına kadar görülen kırmızı, mavi ve yeşil renkli ışımalar
Sis Depremden birkaç saat önce siyah - gri renkle başlayıp deprem sırasında aniden bastıran yoğun şekilde sis
Bulut Depremden bir ile 12 saat önce görülebilen çizgiler halinde dizilmiş bulutlar.(Kenarları taras taras, saçaklı görünüşlü)
Gökyüzü Kızıl, pembe, kırmızı, turuncu renkli gökyüzü 7'den büyük depremden bir iki ay önce, 4 büyüklüğündeki depremlerden ise 7 - 8 gün önce görülebiliyor
Ay Sönmüş ya da kırmızı renkli ay depremden bir gün önce ortaya çıkabiliyor
Ateş topları Ufo olarak yorumlanan kırmızı, mavi, yeşil ya da floresan lamba ışığı parlaklığında ateş topları bir ay öncesinde görülebiliyor. Sürekli ufolarla karıştırılan bu ışıma ve ışık oyunlar tamamen çalışmalarımızı kapsayan bir tepkimedir.Faylardaki gerilmeden dolayı ortaya çıkan elektrik partiküller, ısı sonucu oluşan su buharına tutunarak yükselmeye başlıyor ve belli bir yükseklikte soğuk hava ile karşılaşan su buharı kaybolarak içindeki partikülleri serbest bırakıyor.Bu serbest bırakış esnasında oluşan ışıma daha çok gece görünebiliyor. Yüzlercesinin aynı anda gerçekleştirdiği bu olaydaki ışık sönümlenmesi, hızı insan gözü tarafından bir ışık topu gibi göründüğü için sürekli olarak ufo olayları ile karıştırılıp yanlış bilinçlenmelere ve tepkilere neden oluyor. Bu türden olaylar depremden kısa bir süre önce başlayıp, depremden sonra da bir miktar devam edip sonra bitiyor.
Yıldız Yere çok yakın, çok sayıda ve çok parlak yıldızlar depremden bir gün önce ortaya çıkıyor
Rüzgar Aniden çıkan, çok şiddetli esen, yazın bile üşüten rüzgar depremden 10 - 12 saat önce ortaya çıkıp bir kaç dakika kala bitebiliyor
Hava Uzun süren aşırı sıcak, nemli, yağmursuz, rüzgarsız ve çok sıkıcı havalar

Deniz ve Karadaki Anormallikler
Deniz, kuyu, kaynak ve kaplıca sularında sıcaklık artışı, ani ve sebepsiz dalgalar, deniz dibinde hareketlenme, deniz suyu yüksekliğinde artış, deniz kıyısında çamurlaşma ve midye, yosun, balık ve ölü yengeçlerde birikim, deniz dip balıklarının denizin orta ve yüzeyinde yüzmesi, deniz kıyısında kümeleşmiş balıkların insanlardan ürkmemesi, kümeleşmiş yunus balıklarında panik halinde göç, depremden 7 - 8 gün önce balıkçı kayıtlarına göre yakalanan balık miktarında önemli bir artış. Karada toprak altından gelen deniz dalgası sesi.

Deniz ve Göl Değişimleri
Su seviyesi Alçalma, yükselme
Su basması Bir iki hafta önceden kıyıları deniz basar
Su çekilmesi 1 ile 5 saat öncesinden deniz kıyıdan çekilir
Dalgalar 1 ile 5 saat öncesine kadar çarşaf gibi düz olan denizde, gemi geçmiş gibi dalgalar oluşur
Düz deniz Deniz çarşaf gibi düzgün olur
Hava kabarcığı Deniz ya da gölde bolca hava kabarcığı görülür
Isınma Deniz tabanındaki ısınmadan dolayı suyun ısısı da normalin üzerine çıkar.
Kuyu, Kaplıca Suları
Terkiplerinde değişiklik, alçalma, ya da yükselme, ısı değişimi

Yer Altı Suları Değişimleri
Su verimi 1 ile 4 litrelik verim artışı olur
Basınç artışı Su basıncında 1-1.5 barlık artış olur
Su sıcaklığı Olağan sıcaklığın 1-2 derece üzerinde ısınır
Yeni kaynak 1 ile 2 hafta öncesinden yeni kaynak oluşur ya da var olan kaynak kuruyabilir
Su gazları Karbondioksit, metan ve radon gazı içeriği artar.
Su tadı Su acılaşır ya da tatlılaşır
Suda koku Çürük yumurta ve kükürt kokusu gelir
Su kimyası İletkenlik, radon, cıva, helyum, karbondioksit artışı gözlenir
Kabarcıklar Su içinde hava kabarcıkları oluşur
Dere suları: Kesilir, kurur ya da çoğalır

Ev Aletlerinde Görülen Aksamalar
Kuvars saat Şaşırtıcı bir biçimde normalden ileri ya da geri kalması
Floresan lamba Depremden birkaç dakika önce ani voltaj düşüklüğü Nedeniyle sönükleşme ya da ani parlama
Telsiz Parazitleşmeler nedeniyle konuşmaların dinlenememesi
Telefon Depremden birkaç dakika öncesinde telefonun kendiliğinden çalması
Cep telefonu Ani şarj bitmesi, tarihinde , saatinde değişmeler.Depremden birkaç dakika öncesinde cep telefonu üzerindeki küçük renkli lambaların, yanıp sönme frekansının değişimi, deprem sırasında ışık yayması.
Araba motoru: Depremden birkaç dakika önce çalışan motorda anlaşılmaz gürültü, motorun ters yönde döndüğünün fark edilmesi.
Oto teybi: Hafıza karışıklığı, kanal atlama
Radyo Parazitleşme, kendiliğinden kanal karışıklığı, yankılanma
Televizyon Depremden günler önce başlayan parazitleşme, kendiliğinden kanal atlama, ses şiddetinin kendiliğinden yükselip alçalması, uzaktan kumanda aletinin çalışmaması
Video Kapalı olmasına rağmen kendiliğinden açılıp kapanma
Çamaşır Makinesi Boşaltma motorunun çalışmaması.
Buzdolabı Normalden çok sessiz çalışırken garip sesler çıkarma
Pusulalar kendiliğinden ani sapmalar

Bitkilerde Görülen Sıradışı Davranışlar
Meyve ağaçları Erken çiçek açar ve erken meyve verir
Ot ve ağaç dalı Yüzeyleri kızarır, yanar.
Erguvan ağacı Ağaç yapraklarında normal döneminden önce sararma ve dökülme, bazı türlerinde kuruma
Begonya Saksı çiçeklerinde içe doğru kıvrılarak kapanmış ve buruşmuş yapraklar, normalde çiçek açarken deprem öncesindeki yaz çiçeklenme olmayışı.
Yaprağı Güzel Yaprakların aniden solması, büzülmesi ve kuruması.
Çam ağacı Yeni sürgün sayısında hızlı artış, dalların gövdeye bağlı kısımlarındaki yapraklarda deprem sonrasında yanık gibi kavrulma tespiti.
Paşa kılıcı: Yeni sürgün sayısında hızlı artış ve hızlı büyüme.
Afrika kökenli salon bitkileri ve akşam sefası Suyu çekilircesine yapraklarda solma.

Son 2 Saat Belirtileri
Çevre dinlenmesi; Doğada tam bir sessizlik. Hayvan sesleri olmayacak. Uğultu kesin değil ama olabilir.
Gökyüzü izlenmesi; Gök cisimlerinin yakınlığı, gökte ya da yerde mavi, sarı alev topları.
Karıncaların banyo ve wc. lere hücumu ve bir zincir halinde yukarılara , çatıya doğru tırmanmaları. M 7 üstü beklendiğinde % 90 ının kendiliklerinden ölümü.
Deniz analarının ışık saçması
Denizde fay geçen yüzeyde görünümün düz, diğer tarafların dalgalı oluşu
Deprem sisi. (Bildiğimiz sis görüntüsü)
Emar çekilememesi.
Kuaförlerde fön çekilememesi (Saç tellerinde aşırı elektriklenme nedeni ile)
Mıknatısların asılı bulundukları yerden yere düşmesi. (M7 civarlarındakinde) . Genelde büyükçe bir mıknatıs buzdolabı kapağına yerleştirilerek gözlem yapılır.
GAZIEMIR ORMAN: 17 AĞUSTOS DEPREMİYLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER

11 yıl önce 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminde vefat eden insanlarımızı bir kere daha rahmetle anıyorum. Devleti yöneten siyasileri böyle felaketlere karşı daha duyarlı olmaya davet ediyorum. (bolvadinli)

---------- Post added at 02:16 ---------- Previous post was at 02:02 ----------

Acıda olsa bu dehşeti unutmamak gerekir. Bu meşum depremle ilgili resimler aşağıdaki bağlantıda mevcuttur.
Marmara Depremi Resimleri
__________________

VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN!
(Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Lower Navigation
Geri git   Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. > SERBEST KÜRSÜ-GÜNÜN SÖZÜ VE GÜNÜN YAZISI > Serbest Kürsü-Günün Sözü-Günün Yazısı > Serbest Kürsü

Bookmarks

Tags
1999, ağustos, bakış, bir, depremine, farklı, gölcük

Seçenekler

Yetkileriniz
Yeni Konu Açma Yetkiniz Yok
Konulara Cevap Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajlarınızı Düzenleme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



www.egitimyuvasi.com sitemizde yer alan bilgi, belge, fotoğraf ve dokümanların her hakkı aksi belirtilmediği sürece www.egitimyuvasi.com sitesine aittir.
Sitemizde yayınlanan bilgi, belge, doküman ve fotoğrafların yazılı izin alınmadan yayınlanması, kopyalanması, ticari amaçlarla kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur.

Sitemiz hiçbir şekilde kar amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.1
Template-Modifications by TMS
Powered by vBulletin®, vBadvanced, PhotoPost Pro, FlashChat, ibProArcadeAd Management plugin by RedTyger
no new posts