 | | |
26-08-2009, 03:47
|
#1 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremine farklı bir bakış Sahur vaktinin gelmesini beklerken İnternette bulduğum bir raporu sizlerle paylaşmak istedim. Milletçe yüreğimizi sızlatan Gölcük depreminin sebeb ve sonuçları üzerine farklı bir bakış ve yorum getirmekte. İlginizi çekeceğini umuyorum. ---------------------------------------------------------------------------------------------------- 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremine farklı bir bakış (Sosyal ve siyasal çözülmenin işaret fişeği Deprem’e farklı bir bakış) "Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz.” ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi "Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta E(r)= (Ip/2π)*(4L/r3)*(Cos Ø) Yukarıdaki denklem; fay hatlarını harekete geçirebilecek kadar güç üretebilen MHD jeneratörlerinin yarattığı elektrik alanını ifade eder. Bu yazıyı okumayı bitirdiğinizde; çok daha fazlasını ifade edecek. Raporun Özeti Büyük felaketler büyük çözülme süreçlerinin işaret fişeğidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermeni depremi felaketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaşanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaşanan devletin çözülme sürecinin işaret fişeği ise; 17 Ağustos 1999 Gölcük depremidir. Toplumun gözü önünde devlet ordusundan politikacına bütün mekanizmaları ile küçük düşürülürken; sivil toplum örgütlerinin gücü kutsanmıştır. Deprem sonrasında; çöken bir ekonomi için itici güç olması gereken inşaat sektörü ise; "katil müteahhitler" imajı ile inşa edilen bir meşrutiyet zemini üzerinden altı ay süre ile durdurulmuş ve bu sürede Türkiye'nin yaşayacağı derin ekonomik krizlerin temeli atılmıştır. Bu rapor; 17 Ağustos depremi ile daha önce duymadığınız, duyamadığınız veya duymuş olsanız bile medyanın "mantık perdelemesi" sayesinde algılayamadığınız bazı ayrıntıları biraraya getirerek; "Deprem Dosyası'nın "toplumsal hezeyan", "zemin etüdü/rant ilişkisi" ve "duyarsız devlet/duyarsız toplum" perspektifinde farklı bir boyutta açmakta ve şu kritik iddiayı ortaya koymaktadır : 17 Ağustos Depremi'nin doğal olmayan yollarla gerçekleşmiş olma ihtimali; incelenmeye değecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin elinde; diğer devletlerin elinde "tektonik silah" teknolojisinin bulunduğuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" gerçekleştirildiği bilinmesine rağmen konunun üstü kapatılmıştır. Bu rapor; depremin 4. yıldönümünde, duymaktan sıkıldığınız perspektifin ötesinde bir perspektifle konuyu daha önce duymadığınız veriler ve unsurlarla destekleyerek yeniden gündeme getirmeyi hedeflemektedir. Başına geçirilen çuvalın hesabını soramayanların; olası bir deprem saldırısına karşılık verebileceğini düşünecek kadar saf beklentilere sahip olmak ise tamamen bizim kusurumuzdur; okuyucularımızdan özür dileriz. Dört Yaz Önce Neler Olduğundan Emin Olma Gereği 17 Ağustos 2001'de; yani onbinlerce canımızı alan depremin ikinci yıldönümünde, ABD Büyükelçiliği'nin fakslarına yurdun dört bir yanından yüzlerce fax geldi. Faxın üzerinde; o sıralarda popüler olan bir ABD filminin ismine atfen sadece şu sözler yazılı idi : "We Know What You Did Two Summers Ago" Bir grup üniversiteli öğrencinin, geçen yaz işledikleri ve üstünü örttüklerini zannettikleri bir cinayetin, gizli bir el tarafından tekrar önlerine getirilmesini konu alan "We Know What You Did Last Summer" filmine gönderme yapan bu mesajın kaynağının neresi olduğunu ABD Büyükelçiliği'nin bulmaya çalıştığını ama bulamadığını biliyoruz. Neticede karşısına Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki faks ofisleri çıktı ve bir kaç birim nezdinde yaptığı sondaj; "bilmiyoruz, bizim alakamız yok" cevabı ile karşılaştı. Bu küçük ama etkili eylem tabiki medyada yeralmadı; alması da istenmiyordu. Amaç; bir zanlının yüzüne hiç beklenmediği anda "senin suçlu olduğunu biliyoruz" dediği anda verdiği tepkilere bakarak, gerçekten suçlu olup olmadığını test etmeye yönelik bir psikolojik test yapmaktı. ABD'lilerin bu testten geçip geçmediklerini öğrenemedik; öğrendiğimiz, eylem sonrası yaptıkları sondajın CIA kadrolarından beklenmeyecek kadar amatör düzeyde olduğu idi. İşte bu eylemden iki; depremden ise dört sene sonra; "Deprem Dosyası"'nın kapağının yeniden aralandığına dair sesler geliyor. Birilerinin önüne "yazmaları için" yeniden "sarı zarflar içinde kapsamlı ve odaklı literatür tarama çalışmaları" konuyor. Geçenlerde bunlardan bir tanesi bizim de önümüze geldi. Sağolsunlar; bizi de unutmamışlar. Kendilerine; dosyada sundukları bilgilerin çoğunun zaten bizim tarafından üç sene önce yine benzer bir zarf içinde ilgili birimlere sunulduğunu; hatta o zarfta bulunmayan bilgilerin bizde olduğunu söyledik ve şu soruyu sorduk : "O gün bu dosya ile ilgilenmeyip; daha doğrusu ilgilenip gibi yapıp klasör sektörüne katkı yapanların ne oldu da aklı başına geldi?". Sorumuza net bir cevap alamadık. Böyle bir durumda; AÇIK İSTİHBARAT olarak "Deprem Dosyası"'nı bir de biz aralayalım ve günışığına çıkmamış hususları dikkatinize sunalım dedik . Konuyu aşağıdaki başlıklar altında kategorilendirmenin; 17 Ağustos depremini bir "magazin" ve "toplumsal paranoya" haline getiren dezenformatif güçlerin elinden "komplo teorisi" silahını almak için yararlı olacağını düşünüyoruz. a) Bilinmeyenler - Veriler ve Sorular b) Bilimsel Gerçekler - Tesla; MagnetoHydroDynamics ve Tektonik Silah Gerçeği c) Tetikçisi Belirsiz; Tetiklediği Belirli (17 Ağustosun diğer depremlerle benzerliği) d) Tektonik Silahın varlığına dair ek kanıtlar f) AÇIK İSTİHBARAT olarak tezimiz Bunları biliyor muydunuz? Depremle ilgili o kadar yazıldı, çizildi ve Internet'te bu konu ile ilgili o kadar yazı dolaştı ki;deprem öncesinde, sırasında ve sonrasın da artık bir çok bilgiyi, okuyucuların bir şekilde duyduğunu varsayıyoruz. Aşağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaşası içinde gözlerden kaçan veya üzerine yeteri kadar odaklanmayan ve en önemlisi önümüzdeki bilmeceyi çözmede kritik olduğunu bildiğimiz bilgileri ve soruları dikkatinize sunuyoruz : - Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.
- Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin "doğal" olduğu tezi ilk başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek : Physical Review; Volume 65, "Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation"). Halkın yanıltıldığı nokta; bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölümde okuyabilirsiniz.
- Sözkonusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu.Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkar etme noktasına geldi.
- Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.
- Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler.
- Bu gözlem; "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla'nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldürücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsunuz daha bir anlam kazanır.
- Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yeraldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Halbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmaya çalışan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi.
o Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlendirdi? · Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar : - Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?
- Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dahilinde miydi?
- Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?
- Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir? (MHD Jeneratörünün ne olduğunu merak edenler; Bilimsel Temeller başlıklı maddeyi okuyabilirler)
- O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilimadamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silahların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.
- İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?
- Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekipleri geldi. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrail'li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcut?
- Bu kadar devasa bir depremin sismografi kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi?.
- "Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı?
- Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı?
- Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yeralmıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni var mı?
Bilimsel Gerçekler????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post237497 Depremin hemen sonrasında; "kontrol dışı teorileri" kontrol altına almak için bir "mantık perdelemesine" gidildi ve tabi bu operasyonun tarafları bir yanda "bilim adına" konuşan "profesörler"; diğer tarafta "saçmalayan" komplo teorisyenleri olarak belirlendi. Sonuç belliydi. Bu noktada sizlere cep telefonlarının ilk çıktığı dönemlerdeki tartışmaları hatırlatırız. Tansu Çiller'i örtülü ödenek üzerinden dolandırdığı iddia edilen Selçuk Parsadan'ın yerinin cep telefonu üzerinden tespit edilmesinin ardından kamuoyunda "cep telefonları dinlenebilir mi?" tartışması yaşanmıştı ve bu konuda "uzmanlar" panel üzerine panel düzenlemeye başlamışlardı. Bu uzmanlar arasında Zeynel Abidin Erdem gibi Türkiye'de cep telefonu pazarının öncülerinden bir isimde vardı ve kendisi çıktığı panellerde "cep telefonlarının asla dinlenemeyeceği" yolunda "garanti" veriyordu. Teknolojiden biraz anlayan herkes, bu "garanti"nin ne kadar saçma olduğunun farkına varsa da; "zıplayan frekanslar yüzünden mümkün değil" gibi olayı derinlemesine kavramayan her zihne mantıklı gelen açıklamalarla toplum bir süre uyutuldu. Bugün geldiğimiz noktada; cep telefonlarının dinlenmekle kalmayıp, istenildiği zaman patlatılabildiğini bile biliyoruz ve en acısı; bu izleme teknolojisini yadırgamıyor ve kabullenmiş durumdayız. Deprem üzerine tartışmalar da; benzer bir seyir izledi ama tabi olayın hassasiyeti nedeniyle; "deprem silahı" teknolojisinin varlığı henüz kamuoyunun önüne serilmiş değil. Bu noktada sözkonusu teknolojinin ismini ve öncüsünü ayrıntılı olarak koymamız gerekiyor : ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=237497 Magnetohydrodynamics, Teleforce, Telegeodynamics ve Tesla bu doğrultuda bilmemiz gereken başlangıç kavramları. 1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilimadamı Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilimadamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. (Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlardan üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan J.P. Morgan'ın hoşuna gitmedi ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına sağladığı finansmanı kesti) Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkca göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir. Merak edenler bu dahi bilimadamı hakkında daha fazla bilgiyi çeşitli kaynaklardan edinebilirler. Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması. 1934 yılında New York gazeteleri 78. yaşgününde Tesla'nın; kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yokedebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doğumgününde, gazeteler bu sefer bilimadamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollu depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu. Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş 1900''lerin başında ABD Basınında yeralmaya başlamıştı bile. Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar. Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise MagnetoHydroDynamics (MHD. Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir. MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük. Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle : "MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler" Araştırmanın katılımcıları; Moskova Yüksek Yoğunluklu Enerji Araştırma Merkezi NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow Shizuoka Institute of Science and Technology; Fukuoaka/ Japonya Textron Systems / ABD University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü Araştırma; MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde. Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkilli deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi" gibi başlıklara kadar bir çok ilginç alt başlığa sahip. Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilimadamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı. Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilimadamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor. Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetikledikleri Belli Depremler 7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "Yer Küre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş(kaza ile veya kasten) depremler" idi. Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diğer bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginç özellikler arzediyor. İlginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin kendilerinin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleri. Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim. 1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının Düşündürdükleri : - 1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti
- 1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaşta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgarları esmeye başladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşti.İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşüldü.
- Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başladı
- 1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (ikiyüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı.
- 28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi.
- Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğru mavi bir şimşek olarak çakmasına müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarımküre şeklinde bir ışıma belirdi.Yarımküre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düğmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi.
- 8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara; radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi : "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi.
- 17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.
- 7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübün'de düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi : "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık mevcut ya da birileri yerkabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir"
- 1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine soktu.
- Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inşa ettiği yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuştu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmişti.
Yukarıda temel hatları ile vermeye çalıştığımız olaylar dizisi Kobe depremini öncesi ve sonrası ile ele almaktadır. 1988 Ermenistan Depremi ve düşündürdükleri Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak şehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediğimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz : - Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan'a ; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını korumaya aldılar.
- Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar : "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi"
- Deprem bölgesine iki saat önce ulaşan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri ne zaman söylenmişti acaba?
- Diğer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" duyurdu.
- Türk kamuoyuna böyle bir yalan söylenme bile gereği duyulmadı. "Deprem dede" bu anlamda görevini fazlası ile yaptı.
- Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek değil; iki ayrı sarsıntı yaşandı. Gölcük depremini yaşayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha şiddetli bir sarsıntının gerçekleştiğini gördüler.
- Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi?
- Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komunist Parti kongresinde, bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın savunma bakanı Marshhal Yazov arasında şu konuşma geçti :
- Ermeni Delege : Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felaket alanına ne zaman geldiniz; PATLAMADAN önce mi, sonra mı?
- Yazov : PATLAMADAN iki saat sonra
- PATLAMA'yı kabul ettiğini farkeden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; Depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor.
- Ermeni Delege : Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl başardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer
- Bu noktada konuşmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov; Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi.
- Başta da belirttiğimiz gibi büyük çözülme süreçlerinin işaretidir; büyük felaketler. Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüşünün ikinci işaret fişeği idi. Sovyetlerin çözülüşü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat; Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin başlattığı Karabağ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek; Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu.
Papua Yeni Gine'deki Tisunami'den ilginç bir ayrıntı 17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve onbinlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felaketinden kurtulanlar; üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylediler. Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felaket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Balıkçılarımızın ağlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getiremediler. Deprem Silahı Teknolojisine Dair Ek Kanıtlar Deprem sonrası yaşanan tartışmalarda; depremin doğal olmayan sebeplerden olabileceğini söyleyen herkes "komplo teorisi" çamuru ile bulandı ve medya bu kişileri bir grup kaçkın olarak göstermeyi başardı. Bu konularda Aydoğan Vatandaş gibi bir kaç yazar dışında kalem oynatıp, fikir yürüten olmadı ve konu "kontrolsuz teorileri" saha dışına çıkarmaya yarayan "komplo teorisi" silahı ile bertaraf edildi. O günlerde "deprem silahı" ve "tektonik silah" gibi kavramlara gülünüyordu. Halbuki depremden hemen sonra, ABD Savunma Bakanı Cohen'in 1997 Nisan ayında; ABD'nin Georgia Üniversitesi'nde "Terörizm, Kitlesel İmha Silahları ve ABD Stratejisi" başlıklı konferansta yaptığı açış konuşması çok açık olarak deprem silahı gerçeğini itiraf ediyordu. (Bkz. Raporun girişinde Cohen'in konuşmasından yapılan alıntı) Resmi yetkililerin de bilgisine sunulan bu açık kanıt tozlu raflara konuldu ve "deprem silahından" söz edenleri komplocu olmakla suçlayan basın nedense ABD Savunma Bakanı'nın ağzından yapılan bu resmi itirafı hiç görmedi. Günümüze geldiğinizde; yukarıda "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında açıkladığımız bilimsel temellerin ve gerçeklerin ötesinde tektonik silahların varlığını kanıtlayan bir çok örneğe sahibiz. İşte birkaçı : - Rusya'daki Moscow News gazetesi 1996 Aralık ayından yayınladığı bir haberde; Rusya'nın tektonik silah geliştirmek yolunda bir araştırma programı yürüttüğünü ve "Mercury" ve "Volcano" başlıklı bu programların 1987 yılında başlayıp, 1992 yılında sonlandırıldığını yazdı
- ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı şunu öngörmektedir :
- Uzayın işbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması ve ABD'nin uzaya silah platformları yerleştirilmesinin önlenmesi ve aşağıdaki silah sistemlerinin yasaklanmasına yönelik harekete geçmesi
- Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları
- Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails)
- Yüksek irtifa çok düşük frekans silahları
- Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar
- Lazer silah sistemleri
- Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silahlar
(Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)
- International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin başlığı ve açıklaması
- Başlık : Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik Değişim Yaratma
- Açıklama : MHD jeneratörlerinin (MHD jeneratörü ile neyi kastettiğimizi anlamak için "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölüme bakınız) silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkilli bir MHD savunması kurulduğu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür.
Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze;uçak) içinde geçtiği takdirde düşmesine yolaçacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleştirdiğinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düşündüğümüz çok ötesinde bir tehdit içerdiğini söylememize gerek var mı bilmiyoruz. İçindeki özel kuvvet askerleri ile birlikte uçan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduğunu; duymayacağını, duysada hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiğimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı. AÇIK İSTİHBARAT olarak tezimiz Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doğru ve sağlıklı şekilde dile getirmeye zorluyor. AÇIK İSTİHBARAT olarak biliyoruz ki; 1) Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli başlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır. 2) Türk Devleti; aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından itibaren çalışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da başlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkanı bulmuşlardır. 3) Türk Devleti; bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere ve dolayısı ile 17 Ağustos depreminde inandırıcı olasılıklardan birinin "tektonik silah" teknolojisi olduğunu bilecek birikime sahiptir. Sorun; bilgi eksikliği değil; böyle bir olasılığı; doğru ya da yanlış, araştırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon eksikliğidir. 4) Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduğunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifşa edilmesi gerektiğini savunmuyoruz. Savunduğumuz; bu konunun olası sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliğinde, medya tarafından başarı ile engellenmiştir) AÇIK İSTİHBARAT olarak elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki; a) 17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felaketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir b) Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleşiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin şu veya bu boyutunun olduğunun bilinmesi yukarıda belirttiğimiz inceleme gereğini daha da arttırmaktadır. c) Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diğer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiği benzerlik dikkate alındığında; 17 Ağustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun işaret fişeği olması ciddi bir olasılıktır. Deprem sonrasında; bölgede yaşanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriş kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle bağlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleştirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden değerlendirilmelidir. KISACASI; 17 Ağustos'ta Gölcük'te gerçekleştirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaşamakta olduğu istikrarsızlık girdabının fitilini ateşleyecek; fiziki, sosyal ve siyasi bir çöküşü hızlandırmış olması ihtimali ciddi bir olasılıktır ve sadece yaşayan değil; kaybettiğimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doğal vatandaşlık hakkıdır. Depremin dördüncü yıldönümünde; bu ülkenin vatansever kadrolarının ve kamuoyunun dikkatine sunulur. AÇIK İSTİHBARAT http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8121
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| | | The Following 7 Users Say Thank You to bolvadinli For This Useful Post: | |
26-08-2009, 06:39
|
#2 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | Sitenin ilgili raporu aşağıdaki linkten word formatında indirilebilir. Rapor, dört yaz önce ne yaptığınızı biliyoruz, başlığı altında verilmiştir. Konuya ilgi duyan arkadaşların bilgisine sunarım. LİNK: Açık İstihbarat
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| |
29-08-2009, 02:07
|
#3 (permalink)
| | Forum Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Apr 2007 Nerden: Ankara Yaş: 36
Mesajlar: 2.590
Teşekkürler: 1.674
Thanked 515 Times in 136 Posts
İndirme: 804 Yüklemeler: 86 |
?????????????????????????????????????????????????? ?????????????????????????????????????????????????? ???????????????*
__________________ | | (Offline)
| |
29-08-2009, 02:17
|
#4 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | Alıntı: Okan Ünal´isimli üyeden Alıntı
?????????????????????????????????????????????????? ?????????????????????????????????????????????????? ???????????????* | Anlayamadım, bu şaşkınlık ifadesi mi yoksa hayret ifadesi mi Okan kardeş? Doğrusunu istersen ben de inanamadım ve çok şaşırdım. Acaba olabilir mi demekten de kendimi alamadım. Dünyayı babalarının çiftliği gibi gören emperyalistler böylesine adice bir şey yapmalarını da çok muhtemel görüyorum. Verilen örneklerde bana oldukça inandırıcı geldi. Sen nette çok gezen birisin. Ne düşünüyorsun bu konuda? Sende de böyle dosya varsa eklemeni rica ederim.
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| |
29-08-2009, 19:33
|
#5 (permalink)
| | Forum Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Oct 2006 Nerden: TÜRKİYE Yaş: 41
Mesajlar: 1.459
Teşekkürler: 185
Thanked 1.734 Times in 347 Posts
İndirme: 116 Yüklemeler: 71 |
Sen binaları adam gibi yapma sonra da suçu böyle komple teorilirinin üzerin at...Bunlar çok yazıldı.Ama bir gerçek var depremle yaşamayı öğrenmekten başka çaremiz yok....
__________________ -------------------------------------------------------------------------- Eğer bir yerde, küçük adamların büyük gölgeleri oluşuyorsa; orada güneş batıyor demektir... | | (Offline)
| |
02-09-2009, 21:52
|
#6 (permalink)
| | Forum Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Apr 2007 Nerden: Ankara Yaş: 36
Mesajlar: 2.590
Teşekkürler: 1.674
Thanked 515 Times in 136 Posts
İndirme: 804 Yüklemeler: 86 |
Daha çok mamkay öğretmenim gibi düşünüyorum. Eğer böyle bir silah varsa mutlaka ortaya çıkacaktır bolvadinli öğretmenim. Ancak bu da farklı bir bakış açısıdır bana inandırıcı gelmese de doğruluğunun araştırılması gerektiğine inanırım.
Öğretmenim bu tür bir silah yapmak zordur. Nükleer bombaların ortaya çıkarttığı deprem bile genelde en fazla 4 şiddetinde olur. Bunu da genelikle deprem ölçen araçlarla ölçebiliriz çoğunlukla dikkat edilmese fark edilmez bile bu şiddetteki bir deprem. Ancak nükleer silahlardan bile daha büyük bir bombanın böyle bir depremi tetiklemesi mümkündür.
Ancak unutulmaması gereken bir durum varsa o da depremlerin dünyanın bir gerçeğidir. Keşke olmasa diyen arkadaşlarımız varsa uyarayım depremin varlığı dünyamızın hala yaşıyor olduğuna bir delildir. Depremin şiddetine göre farklı oranlarda karşılaşırız. 4 şiddetinin altındaki depremlerle neredeyse her gün karşılaşmamıza rağmen 10 ve üstündeki şiddette bir depremle on yılda bir karşılaşırız. Bu durumda her on yılda bir 10 şiddetinde bir depremi beklemek saflık olmasa gerek.
__________________ | | (Offline)
| |
02-09-2009, 22:31
|
#7 (permalink)
| | Eğitim Yuvası Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Mar 2006 Nerden: Kayseri Yaş: 45
Mesajlar: 11.528
Teşekkürler: 1.900
Thanked 3.525 Times in 925 Posts
İndirme: 567 Yüklemeler: 1520 | Bolvadinli öğretmenimizin tespitlerine tamamen katılıyorum. Deprem her ne kadar doğa olayı olsa bile zamanımızdaki teknoloji ile doğanın bazı unsurlarına tetikleyici etkilerde bulunabilmektedir.
Adapazarı depremi kesinlikle normal bir deprem değildir. Depremler iki türlü oluşmakta. İleri ve geri, sağa ve sola doğru sallantı yaratmakta. Adapazarındaki depremde bunların her ikisi olduğu gibi nasıl bir halıyı yere sererken dalgalanma meydana gelir o şekilde üçüncü türüde ortaya çıkmıştır. Depremden önce ve sonrasındaki gelişmeler de bize bu depremin kesinlikle normal olağan depremlerin dışında olduğunu düşündürtmektedir. Elbet bu bilgiler devletin yetkili kurumlarında ve kişilerinde de mevcuttur. Depremden sonra ulusal sistemin bir çok yapısında çeşitli köklü değişimler meydana gelmiştir. Haberleşme, elektrik ve ulaşım gibi.
Depremden sonra Amerika başkanının bile buralara kadar gelmesi asla bizim yanımızda olduklarını falan göstermek için değildir. Meydana gelen yıkımı yerinde izleyip değerlendirmek içindir.
Adamların tek hesaplayamadıkları gerçek şu oluyor her zaman. Bu Kurtuluş Savaşımız sırasında, Kıbrıs Savaşı sırasında ve başımıza gelen her tür belada da ortaya çıkmaktadır. Milli birlik ve beraberlik duyguları. Kenetlenme, yardımlaşma, her şeyi bir anda bir kenara bırakıp tek yürek olmamız. İşte bunu kimse engelleyemiyor. Engelleyemezlerde. Çünkü bu bizlerin geninde olan bir özellik. Zaten bunu da engelleseler yandı keten helvası. Teknolojik hiç bir silaha bile gerek kalmazdı ülkemizi ekonomik, savaş veya herhangi bir şekilde istila etmelerine. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post238080
Bu vesile ile Adapazarı Depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'dan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Devletimizin ise bu olayı öyle veya böyle açıklığa kavuşturması tek temennimiz. Gerçekler ulusal güvenliğimizi tehlikeye atmadığı sürece açıklanmalı ve halkımız bilgilendirilmelidir. | | (Offline)
| |
02-09-2009, 23:51
|
#8 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | Öncelikle Mehmet Bey'e ve Okan Kardeşime açıklamalarından dolayı teşekkür ederim. Yukarıdaki tespit ve iddialar her ne kadar komplo teorilerini çağrıştırsa da üzerinde derin düşünmemizi gerektiren tezlerdir. Şunu sizlerde iyi bilirsiniz ki 1. ve 2. Dünya Savaşları da birer komplo teorilerinin ürünüdür. Önceden yapılan gizli anlaşmalar ve hazırlıklar bu meşum savaşları tetiklemiştir. 12 Eylül İhtilalinin o meşhur generali de 'şartlar olgunlaştığı için ülke yönetimine el koyduk' sözüyle ihtilalin bir komplo olduğunu itiraf etmemiş midir? ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post238092 Temelinde siyonist hedefler olan global emperyalizmin insanlığı köle gibi gördüğü, Gizli Dünya Devleti kurabilmek için her türlü aşağılık yöntemleri kullandıklarını, gerekirse nükleer silahların kullanıldığı 3. Dünya Savaşını çıkarmaktan çekinmeyeceklerini sizlerde kabul edersiniz sanırım. Kendilerini dünyanın efendisi gibi gören aşağılık siyonistler için ülkemiz stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle yüzyıllardır her türlü belayı bize bulaştırmışlardır. Sadece Gölcük depremini değil, ülkemizi istikrarsızlığa sürükleyen ve gelişmemizi engelleyen her eylemin arkasında bu komploların olduğuna inanırım. Bunalımlı yılların aktörlerini de siyonizmin birer piyonu olarak görürüm. Gerek milletimizin üstün özellikleri ve gerekse yüce dinimiz İslamiyet'in birleştirici özelliği nedeniyle bu komplo teorilerinin boşa çıkacağına yürekten inanıyorum. Yeter ki bizler birbirimizi sevelim ve gerçek düşmanlarımızı iyi tanıyalım. Türk, Allah inancını yitirmedikçe ve ülkesinin manevi değerlerini benimsediği müddetçe kimse onu yıkamayacak; kurduğu devletler de daim olacaktır. Sonuç olarak ister inanalım, ister inanmayalım ama bütün komplo teorilerine kuşkuyla bakalım. Araştıralım, sorgulayalım ve düşmana prim vermeyelim. Bunu hiç olmazsa gelecek nesiller adına yapalım. Son söz: Su uyur, DÜŞMAN uyumaz.
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| |
03-09-2009, 00:03
|
#9 (permalink)
| | Forum Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Apr 2007 Nerden: Ankara Yaş: 36
Mesajlar: 2.590
Teşekkürler: 1.674
Thanked 515 Times in 136 Posts
İndirme: 804 Yüklemeler: 86 |
Einstein "Üçüncü dünya savaşını bilmiyorum ama dördüncü dünya savaşı taş ve sopalarla yapılacak." diyerek bize ülkelerin normalinden fazla silahlandığı üzerine uyarıyordu. Umarım Einstein haklı çıkmaz.
__________________ | | (Offline)
| |
20-01-2010, 20:33
|
#10 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | Haiti-İstanbul Fay Hattı’ndan Uğursuz Mesajlar Meyyal UYGUR Haiti’deki korkunç depremden sonra, Devlet Başkanı Rene Preval’in, 3500 Amerikan askerinin asayişi sağlamak üzere BM ve Haiti güçlerine yardımcı olacağını açıklaması üzerine başlayan tartışmaları takip etmişsinizdir. Başkan 3500 diyor, ama 12 bini geçmesi bekleniyor. Havaalanları ABD kontrolünde, diğer ülkelere yardım için bile geçiş verilmiyor. Adeta Haiti “gizlice işgâl ediliyor”!.. 50 binin üzerinde insanın hayatını kaybettiği, yapıların yüzde 80’nin yıkıldığı Haiti depreminden sonra nedense akla ilk gelen veya getirilen yer İstanbul oldu. Los Angeles Times Gazetesi, 7 şiddetindeki depremin yıktığı Haiti başkentiyle, İstanbul arasında benzerlik kurdu. Özellikle çarpık yapılaşma, inşaatlarda çürük malzeme kullanma açısından!.. Los Angeles Times’ın ardından Forbes Dergisi, Norveç merkezli bir enstitünün raporunu yayınladı. Buna göre, “dünyada deprem riski en büyük 20 şehir arasında İstanbul ile İzmir de var ve İstanbul’da şiddetli bir depremde 55 bin kişi hayatını kaybedebilir”. Bunları, Almanya Karlsruhe Üniversitesi Geofizik Bölümü ile Yer Bilimleri Araştırma Merkezi’nin tespitleri izledi. Bu tespitlerin merkezinde de yine İstanbul var ve Alman uzmanlara göre, “inanılmaz boyutlarda” zarar vermesi beklenen deprem, her an gerçekleşebileceği gibi, 30 yıl sonra da olabilir!.. Bizimkilerin söylediklerine gelince; Prof. Ahmet Işıkara, ”Allah’a emanet” diyor. Kandilli Rasathanesi’nden Prof. Atilla Ansal, “İstanbul’da olası depremde yaklaşık 70 bin kişinin öleceği” tahmininde bulunuyor. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post243611 Dış Politikada “Deprem”li Mesajlar Farkında mısınız bilmiyorum ama bir süredir dış politikada da “deprem”li mesajlar veriliyor… Mesela İsrail Cumhurbaşkanı Peres 13 Kasım 2007’de TBMM’de yaptığı konuşmada, “Türk vatandaşlarının 8 yıl önce başlarına gelen deprem felâketinde İsrail’in yardımlarını takdirle kabul ettiklerini biliyorum” dedi. Yine İsrail, geçen Ekim’de TRT’deki “Filistin-Ayrılık” dizisinin yol açtığı krizde Türkiye’ye verdiği sert notada, “Dizide soğuk kanlı katiller olarak gösterilen İsrail askerleri, 1999’daki yıkıcı depremin ardından en zor anlarında Türk sivillerin yardımına koşanlarla aynı askerlerdir...” hatırlatmasını yaptı, yani o yardımları resmen başımıza kaktı!.. “Deprem” retoriği bulaşıcı mı nedir, Başbakan Erdoğan da, İsrail’in, İran’a keşif operasyonlarında Türk hava sahasına girdiği iddiaları üzerine, “Böyle bir şey olması halinde İsrail’e depreme benzer bir tepki verileceğini” söyledi. 1999 Depremi Nelerin Miladı Oldu? O korkunç Gölcük depremini hepimiz yaşadık. Sadece binlerce insanımız değil, adeta devlet enkazın altında kaldı…Türkiye’nin “dikişlerinin” patlaması, bir başka ifadeyle hem iç, hem dış politikada “dönüşümü” bundan sonra başladı. Önce ekonomik deprem, ardından yılların partilerini yerle bir eden siyasi deprem ve ülkenin AKP’ye teslim olması!.. Bunları ben söylemiyorum. CIA’cı Morton Abromowitz, Alan Makovsky, Graham Fuller, eski ABD Dışişleri Bakanı Wilkinson, Princeton Üniversitesi Orta Doğu uzmanlarından Heath W. Lowry, ve bunların en has adamı Cengiz Çandar söylüyor. Abromowitz’in editörlüğünde daha 2000 yılında hazırlanan ve 21. yüzyıl Türkiye’sinin perspektifini çizen, “Türkiye’nin Dönüşümü ve Amerikan Politikası” adlı çalışmada yer alan şu satırlara ne dersiniz? “1999’un olağanüstü olaylarına bakıldığında göze çarpan önemli faktörlerden birisi depremlerdir. Depremler, genel hava ve toplumların davranışını etkiledi. Çeşitli ülkelerden gelen yardımlar, halklar arasındaki karşılıklı anlayış ve aşırı basmakalıpçılığın cazibesini sarstı, yumuşama sürecinin siyasi olarak ayakta kalabilirliğine destek oldu. Yunanistan’la ilişkiler bu sayede kuruldu…Clinton Türk halkını etkiledi ve ABD hakkındaki olumsuz görüşler değişti…” Şu satırlar da Cengiz Çandar’a ait: “Deprem bir dönüm noktası olarak alınabilir. Uluslararası yardım çabası, Türkiye’deki yabancı korkusunu temellerinden sarstı, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur şeklindeki çok işitilen sözün geçerliliğini zayıflattı. Bu dayanışma, Türklerin uluslararası sistem anlayışının önemli ölçüde gözden geçirilmesine vesile oldu. Türk-Yunan gerginliği azaldı, AB ilişkilerinde büyük boyutta gelişme oldu, ABD’ye sempati arttı…” Aynı çalışmada Orta Doğu uzmanı Lowry ise, “Toplumda, bütün hastalıklarına çözüm bulan devlet baba anlayışı artık kutsanmamaktadır. Bu bağlamda 1999 depremi bir dönüm noktası olabilir. Enkazın altında kalanın sistemin kendisi olduğu görüşü dile getiriliyor. Türkiye’de bilgi adlı cin şişesinden dışarı çıkmıştır ve bunun sonucunda sivil toplum kuvvetlenecektir. Ordu bile, depreme müdahalede geç kaldığı eleştirilerine uğruyor. Deprem, canlı bir sivil toplumun doğuşunu getirmiştir…” diyor. Bir Deprem Daha Yaşarsak?!.. Ülkemizin “dönüştürülmesinde” son aşamaya gelindi. Beraberinde Türk Milleti’nin, ABD ve AB’ye güveni dibe vurdu!.. Önümüzde ise hem “deprem”, hem “iç savaş” senaryoları var.ArtıkGüneydoğu’ya “uluslararası güçlerin” müdahil olmasından bile söz ediliyor!..Diyarbakır’ın BOP’un yıldızı, İstanbul’un finans merkezi yapılması planları da ortada!.. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=243611 Peki Allah’ım korusun, ama Türkiye’de, özellikle de İstanbul’da tahmin edildiği gibi, Haiti benzeri bir deprem yaşanırsa?!..Böyle bir depremde ve sonrasında neler olur? AKP politikalarında etkili isimlerden CIA’cı Graham Fuller, “Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adını verdiği son kitabında, ABD’den bağımsızlaşan(!) Türkiye’nin nasıl yükselen bölgesel bir aktör haline geleceğini anlatırken, zevkle “Kemalizm’den kurtulan, çok etnikli, çok kültürlü, çok dinli bir toplum”a dönüşmemizin faziletlerini sıraladı. Ancak bunlardan önce, Türklerin, dünya barışını en çok tehdit ettiğine inandığı ülkelerin başında ABD, İsrail ve İngiltere’nin geldiğini hatırlatıp, “Buna rağmen, ilginç bir şekilde kriz zamanlarında (deprem, iç savaş vb.) Türkiye’nin en çok güvenebileceği ülkeler sıralamasında ABD ilk sırada yer almıştır” dedi. Hasılı, Haiti’yi gördükten sonra bu “deprem” senaryoları, “deprem”li atışma ve başa kakmalar iyice ürkütücü hale geldi!..İnşallah sadece benim yeni bir paranoyamdır!.. Kaynak: Açık İstihbarat http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8547
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| |
03-02-2010, 17:24
|
#11 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2009 Nerden: MİSAK-I MİLLİ SINIRLARI Yaş: 50
Mesajlar: 523
Teşekkürler: 260
Thanked 342 Times in 86 Posts
İndirme: 267 Yüklemeler: 22 | Haiti ve Marmara Depremi Arasındaki Benzerlikler Açık İstihbarat Özel "Deprem silahı"'nın bilimsel bir gerçek ve bu silahın ülkemize karşı olmak üzere bir çok noktada kullanılmış olma olasılığını kabul etmiyorsanız, bu yazıyı okuyarak vaktinizi kaybetmeyin. Bize inanmıyorsanız; 1966 yılında Başkan Johnson'ın Bilim Danışmanlığı komitesinde görev alan ve o tarihte Kaliforniya Üniversitesi Jeofizik ve Gezegensel Fizik Enstitüsü'nün başkan yardımcısı olan Profesör Gordon J.F. MacDonald'ın "Barış Gelmedikçe" isimli kitabının "Çevre Nasıl Mahvedilir" başlığı altında sıraladığı şu gelişmelere gözatın: "kutuplardaki buzulların erimesi veya dengesizleşmesi, ozon azaltma teknikleri, deprem mühendisliği, okyanus dalga kontrolü, gezegenin manyetik dalgalarını kullanarak beyin dalgalarının manipülasyonu" Vurgulayalım : sene 1966; bugünden tam 44 sene öncesi... Deprem teknolojisi ciddi bir olasılık olmasaydı, depremin sonrasında Genelkurmay J Başkanlarına, Rusya'nın bu konuda yaptığı çalışmalara yakın bir Azeri bilimadamı tarafından teknolojinin ayrıntılarına dair brifing verilmezdi. Fakat ne yazık ki; Devlet'in üst kademesi bu teknolojinin ABD'den Rusya'ya bir çok devletin elinde mevcut olduğunu bilmesine ve Marmara'da bu şüpheyi destekleyecek bir çok unsur olmasına rağmen bu olayın üzerine gidemedi. "Arkasında ABD olduğu ortaya çıkarsa ne yapacağız, ABD'ye savaş mı açacağız" sorusunun altında ezildi ve Marmara Depremi gerçeği, yüzbinlerce vatan evladı ve bugün hala kimlerin elinde kayıp olduğu bilinmeyen binlerce yetim/öksüz yavru ile birlikte raflara kalktı. "Deprem silahı" gerçeğini ve bu teknolojinin ülkemiz aleyhine kullanılma olasılığına dair yıllar önce kaleme aldığımız raporda bu konudaki ayrıntılı analizimizi (Jeo-Kritik Özel - Deprem Raporu ) okuyabilirsiniz. Haiti depremi; bir çok yönü ile bu Marmara Depremi'ni hatırlatmaktadır. Haiti depreminin , bir deprem silahı ürünü olma ihtimalini arttıran gerçekleri ve Marmara Depremi ile benzerlikleri aşağıda dikkatinize sunuyoruz. 1) Depremin en ağır darbeyi vurduğu Port Au-Prince, İzmit körfezi ile benzer özelliklere sahip. Bu benzerliğin deprem teknolojisi açısından önemi, ancak denizaltılar aracılığı ile deniz tabanına yerleştirilebilecek özel cihazların (MHD Jeneratörleri ) rahatça derin fakat kıyıya yakın sulara getirilebilmesine imkan tanıması. 2) Suni depremlerin en büyük sosyal göstergelerinden bir tanesi; bu dehşet manzarasına ve büyük acıya maruz kalan kitlelerin aklının, saçma sapan açıklamalarla karıştırılması ve hedef saptırılmasıdır. Marmara Depremi sonrasında, depremin Gölcük orduevinde yaşanan ahlaksızlar nedeni ile gerçekleştiğini savunan kifayetsizleri hatırlayın. Haiti depremi sonrasında bu kifayetsizlerin ABD temsilcileri ortaya çıktı. ABD'nin köktendinci figürlerinden ve zamanında ABD Başkanlığı için aday olmuş, bir dizi TV ve radyo kanalının sahibi Pat Robertson Haitililerin başına bu deprem felaketinin gelme sebebini bakın nasıl açıkladı : "Haitililer 1801'de Fransızlara karşı başarılı bir şekilde isyan ederken, şeytanla işbirliği yapmışlardı ve bugün şeytanla yaptıkları bu işbirliğinin bedelini ödüyorlar" 3) Deprem silahları orduları yoketmek için değil, toplumları dönüştürmek için kullanılır. Kozmik sosyal ve siyasi projelerinin marş motoru olarak işlev görürler. Bu silahlar aracılığı ile devlet ile toplum arasında bağ koparılır ve toplumun gözünde devletin yerine farklı yapılar hem kurumsal , hem kavramsal olarak ikame edilmeye başlanır. Marmara Depremi; Türkiye'de bugün yaşadığımız dönüşüm sürecinin başlangıcı olarak kullanıldı. Devlet'e olan güven sarsılırken; AKUT imajı üzerinden devlet "sivil toplum" ile ikame edildi. Halbuki; deprem sonrasında bir kamu kuruluşunun çalışanları olan Zonguldaklı madenciler AKUT'tan çok daha başarılı idi fakat esameleri okunmadı. Toplum; Ankara'dan bir telefon bile açamayan Demirel ve Ecevit'in görüntüleri ve Marmara'nın öte kıyısından deprem bölgesine ancak iki günde birlik yollayabilen bir Genelkurmay gerçeği ile yüzleşdi. Haiti depremi sonrasında ise Washington Post'ta yayınlanan haberin başlığı ise bu açıdan fazlası ile manidar. "Bizi Siz Yönetin" Gazete; Haiti depremi sonrasında zaten yolsuzluk ve imkansızlıklar içinde çürümüş devlet yapısının iyice çöktüğünü belirtirken, bir Haiti'linin şu sözlerini başlığa çekiyor : ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post244150 "Hükümete , 'açız, bize yardım edin', diyoruz. Onlar bize ; 'biz de açız' diyor" Gazete; Haiti'lilerin, ABD'li askerlere, "siz büyük devletsiniz, bizi siz yönetin" talebinde bulunduğunu vurguluyor. Deprem; vatandaşla devletin arasındaki bağı, Marmara Depreminde olduğu gibi, Haiti'de de onarılmaz şekilde zedeliyor. 4) Marmara Depremi öncesinde, Gölcük'te İsrail, İngiliz ve ABD'lilerin katıldığı özel bir tatbikat vardı. Bu deprem sırasında hayatını kaybedenler arasında bu ülkenin askerleri de bulunuyordu fakat bu tatbikatın maksadı her zaman muallakta kaldı. Deprem nedeniyle bir çok gemimiz zarar görürken, denizaltılarımızdan kaybettiklerimiz oldu. Bir deprem öncesinde, deprem bölgesi ile ilgili bir askeri hazırlık olmasının şaşılacak bir şey olmadığını Haiti depremi ile bir kez daha test etmiş durumdayız. Tesadüfe bakın ki; Haiti depreminden bir gün önce ABD ordusu Miami'deki karargahında , senaryo olarak Haiti'nin kullanıldığı bir acil durum müdahale projesi üzerinde çalışmaktaydı. Projenin adı APAN All Partners Access Network(APAN) sitesini ziyaret ederseniz bu projenin ürünü ile karşılaşırsınız. ABD Savunma Bakanlığı Bilgi Sistemleri Ajansı'nın projeden sorumlu yetkilisi Jean Demay Haiti depreminden bir gün önce ABD Ordusu Güney Komutanlığı'nın Miami'deki karargahında , henüz yayına sokulmamış APAN web sitesini , Haiti'deki kasırga felaketi senaryosu üzerinden ekibi ile birlikte test ediyordu. Haiti'yi depremin vurmasından hemen sonra; ABD Güney Komutanlığı, APAN Web sitesini, Haiti depremi çalışmalarına katılmak isteyen bütün ilgillerin kullanımına açtı ve bir çok çalışmayı ABD Savunma Bakanlığı'nın kontrolündeki bu portal üzerinden koordine etti ve ediyor. 11 Eylül saldırısından bir gün önce; ABD'de FEMA-NORAD (ABD'nin acil durumlarda devreye giren gölge / EMASYA Hükümeti - ve ABD'nin Kuzey sınırlarının ve hinterlandının güvenliğinden sorumlu ordu birimi) ortaklığı ile New York eyaletinde gerçekleştirilen acil durum tatbikatını hatırlarsanız; büyük felaketler öncesi o felaketi konu alan bir tatbikat yapmanın artık sıradan bir olay haline geldiği sonucuna bile varabilirsiniz. 5) Marmara Depremi'nin en az telafuz edilen ; fakat en acı gerçeklerinden biri kaybolan çocuklardır. Anne ve babalarını kaybedip, bir toplumsal travmanın ortasında sokaklarda yapayalnız kalan, çoğu bebek yaşta bu çocuklara ne olduğu, kimlerin eline düştüğü sorusunun üzerine hiç bir şekilde gidilmemiştir. Bölgede yardım bahanesi ile bulunan bir çok sivil toplum / dini yardım kuruluşu görünümlü yabancı misyon bu çocuklarla yakından ilgilenmiştir. İstihbarat örgütlerinin, yetim/öksüz çiftlikleri ve bu yetim ve öksüzleri nasıl yetiştirdikleri gözönüne alındığında; yabancı ellerde anne-babasız büyüyen küçük Türklerin büyüyünce nasıl karşımıza çıkabileceği bir muammadır. Organ ve çocuk mafyasının faaliyetlerini de bu tablonun üzerine eklediğinizde, Marmara Depremi arkasında dehşet verici bir çocuk tarlası bırakmıştır. Haiti depremi sonrasında da; bölge her anlamda çocuk ticareti yapan ekiplerin akınına uğramıştır ve anne-babasını kaybeden çocukların hasadı yaşanmıştır. Haiti dışına çocuk kaçırırken yakalanan bir kaç kişi ise; zor zamanda yardım/sahiplenme bahanesi arkasına saklanarak; "çocuğu yurtdışına çıkarmak için ek bir belge gerektiğini bilmiyorduk" şeklinde bahanelerin arkasına saklanmıştır. Bütün bu benzerlikleri daha makro olanlar ile zenginleştirebiliriz. IMF programları ile yoksullaştırılan bir halkın şehirlere yığılması sonucu oluşan çarpık yapılaşma ve bunun depremle getirdiği yıkım... ABD'nin direk müdahaleleri ile alaşağı edilen hükümetler ve yerlerine yerleştirilen diktatörler... Petrol devlerinin zamanında keşfedip, sonra ilerde kullanırız mantığı ile geleceğe havale ettiği dev petrol yatakları... Dev tankerlerle petrol taşıyan petrol endüstrisi için büyük önem arzeden derin limanların ; ABD'lilerin müdahelesi ile yerleştirilen hükümetler eliyle bu şirketlere peşkeş çekilmesi... vs. vs.... Kısacası; Haiti ve Türkiye bir çok açıdan karşılaştırılamayacak kadar farklı ülkeler olsa da; deprem aracılığı ile büyük bir siyasi dönüşüm projenin hedefine oturtulma noktasında şaşırtıcı benzerlikler taşıyor. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=244150 Açık İstihbarat http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8589
__________________ VATANIM; HA EKMEĞİNİ YEMİŞİM, HA UĞRUNA KURŞUN! | | (Offline)
| |
08-02-2010, 21:41
|
#12 (permalink)
| | Öğretmen
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Mesajlar: 187
Teşekkürler: 83
Thanked 128 Times in 27 Posts
İndirme: 11 Yüklemeler: 0 | Mine G. Kırıkkanat Yazara ulaşmak için : mine.gokce@wanadoo.fr Küçük Türkiye, Haiti
<IMG align=left width=102 height=102> Melih Âşık, Haluk Şahin, Yazgülü Aldoğan, HaberTurk Gazetesi’nde Haiti’de olanları, dokuz yıl önce yazdığım “Bir Gün Gece” adlı romanı anımsatarak değerlendirdiler. Kendilerine etik duyarlılıkları kadar, “fikri takip” dikkatleri için teşekkür ederim.
Geleceğe bilim kurgu romanları üreten bir yazarın, dünyanın öbür ucunda doğrulanması, her romancıya nasip olmaz. Bir felaketle haklı çıktığım için sevinemiyorum. Çünkü hâlâ, bıkmadan, usanmadan, “Bir Gün Gece”yi yazmaktaki amacıma ulaşmaya, UYARMAYA çalışıyorum!
Türkiye’de bırakın önlerini görmeyi, arkalarına bile bakmayan güdük politikacılar için bir fırsattır asıl, Haiti örneklemesi. Ayılsınlar, silkinsinler, artık.
Çünkü...
Pakistan mı olacağız, İran mı derken, asıl büyük tehlike, Marmara bölgesini vuracak büyük bir deprem sonrası Haiti gibi olacağımız kesinlik kazandı.
Gözlerini kendi göbek deliğine dikmiş Türkiye’de o kadar çok cahil var ki, Haiti’yle Türkiye kıyas kabul etmez, Türkiye çok büyük ve zengin bir ülke, aynı felaket aynı sonuçları doğurmaz sanıyorlar. Haiti nerededir, bugün içinde boğulduğu felaket ve ABD’nin askeri anlamda işgalini doğuran yoksulluğa nasıl düşürülmüştür, bilmezler bile.
Oysa, Haiti’nin sonunu hazırlayan özelinde Amerikan, genelinde çokuluslu şirketlerin güdümündeki tarım, ithalat ve ihracat politikaları, bugün aynı egemenler tarafından Türkiye’ye uygulanıyor. ***
Tuhaf ama gerçek, Haiti’nin ekonomisini tepetaklak eden tarım ve hayvancılık politikası, Türkiye’de kuş gribi bahane edilerek köy tavukçuluğunun yok edilmesine benzer bir “domuz katliamı” süreciyle başladı. Haiti’de, 1980’li yıllara kadar topraklarının ekonomik ve ekolojik koşullarına uygun yerel bir domuz türü vardı. Siyah, küçük, dayanıklı ve ülkenin üretim fazlası mango meyveleriyle beslenen, serbest gezen, mango olmadığı zaman sahibinin yemek artıklarını yiyen bu masrafsız hayvan, tek başına bir ailenin geçimi, bizim köylünün dağ tepe otlanan “ineği” demekti. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/serbest-kursu/31705_17-agustos-1999-golcuk-depremine-farkli-bir-bakis#post244371
1978 yılında, sanayi çapında ürettiği domuz fazlası elinde patlayan ABD, “domuz vebası” taşıyorlar bahanesiyle Haiti’deki küçük üreticilere itlaf ettikleri yerel domuz başına 2 ila 5 dolar ve yerine, daha verimli, daha ağır birer “beyaz” Amerikan domuzu vaat ettiler. 1978 ile 1982 arası, Haiti’deki tüm yerli domuzlar katledildi. Katil parası, elbette Haitili politikacıların cebine girdi, köylüye verilmedi. Ama 400 bin beyaz domuz, dağıtıldı kırsal alana. Ne var ki çok geçmeden, Amerikan domuzlarını beslemek ve yaşatmanın çok pahalı olduğu anlaşıldı. Mango ve artık yemiyor, mısırla besleniyor, mısırın içine antibiyotik katılması, hastalıklara karşı aşılanmaları gerekiyordu. Haydi, bu kez ABD’den aşı ve antibiyotik ithal etmek, “daha verimli” diye yerel mısırı bırakıp Amerikan mısırına geçmek, ithalatı ucuzlatmak için de “gümrük vergilerini kaldırmak” gerekti. Tabii politikacıları, komisyon zengini edilerek. Haiti’li küçük üreticiler, gümrük vergisiz bile pahalı aşıları beyaz domuzlara yapamadılar, antibiyotikleri yiyeceklerine katamadılar. Bir süre sonra 400 bin Amerikan domuzun tamamı telef oldu, Haitili üreticiler domuzların yemediği mango meyvesi üretim fazlasını ne yapacaklarını bilemediler. Başladılar ülkenin ormanlarını oluşturan mango ağaçlarını kesip odun kömürü yapmaya... Artık bir domuzları bile yoktu. Ayrıca mango ağaçlarının tuttuğu toprak erozyona uğramış, ekilir olmaktan çıkmıştı. Yoksulluk, kırsal alandan kente yoğun bir göç başlattı. İşsiz köylülerin oluşturduğu gecekondu nüfusu, yerleşik nüfusu aştı. İşsizlik ve yoksulluk talan çetelerini besledi, rüşvetçi hükümetler diktatörlüğe dönüştü, ama yolsuzluk hep sürdü. ????: Eğitim Yuvası .::Eğitim Üzerine Her Şey::. http://www.egitimyuvasi.com/forum/showthread.php?p=244371 ***
Haiti, günümüzden sadece yirmi yıl önce, gıda ihtiyacının tamamını kendisi üreten bir ülkeydi. Deprem olduğunda ise gereksindiği temel gıda maddelerini başta pirinç, yüzde 80’ini ABD’den ithal ediyordu. Ektiği mısır, buğday gibi hububatın tamamı da çokuluslu şirketlerin GDO’lu tohumları...
Haiti, önce tarımı bitirilerek çökertildi. Adayı deprem yardımı bahanesiyle askeri anlamda işgal eden ABD, aslında başladığını bitiriyor.
Hâlâ bir benzerlik görmeyenler varsa, göz doktoruna gitsin!
__________________ SöyLesem tesiri yok , sussam gönüL razı değiL. FuzuLi | | (Offline)
| |
08-02-2010, 23:44
|
#13 (permalink)
| | Forum Yöneticisi
Üyelik Tarihi: Apr 2007 Nerden: Ankara Yaş: 36
Mesajlar: 2.590
Teşekkürler: 1.674
Thanked 515 Times in 136 Posts
İndirme: 804 Yüklemeler: 86 |
Göz doktoruna gerek yok. Deprem gerçek mi, oluşturuldu mu belki bir seneryo gibi gelebilir ancak depremin yarattıklarını görmemek büyük bir sorundur.
__________________ | | (Offline)
| |
09-02-2010, 21:56
|
#14 (permalink)
| | Vip Üye
Üyelik Tarihi: Jan 2007 Nerden: KONYA Yaş: 44
Mesajlar: 1.089
Teşekkürler: 495
Thanked 12 Times in 6 Posts
İndirme: 191 Yüklemeler: 0 |
Depremle yaşamak zorunda kalmak bile ne acı.Burada oruçta hafif şiddette bir deprem oldu.Millet sokaklarda,parklarda bekledi.Eğer Marmara depremi gibi olsaydı herhalde sağlam bina kalmazdı.
__________________ Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek.On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik.
Ama yüz yıl sonrasını düşünüyorsan.O zaman halkı eğit.
Bir tohum ekersen,bir kez ürün alırsın.Bir ağaç dikersen,on kez ürün alırsın.Ama halkı eğitirsen,yüz kez ürün alırsın.Bir adama bir balık verirsen bir gün doyar. Ama ona balık tutmayı öğretirsen her gün doyar. KUAN KZU | | (Offline)
| |
Lower Navigation
| | |
Yetkileriniz
| Yeni Konu Açma Yetkiniz Yok Konulara Cevap Yetkiniz Yok Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok Mesajlarınızı Düzenleme Yetkiniz Yok HTML-KodlarıKapalı | | |
|